21 Ocak 2017 Cumartesi

ENİŞTE MUHABBETİ..

              

Sevgili takipçilerim,hepinize iyi bir Pazar günü geçirmeniz dileği ile bu haftaki yazıma başlıyorum..
Yeniden tekrar edicem bu dönemde gerekmedikçe TERÖR ve SAVAŞ gibi konuları içerik alan yazılar yazmıyacam..
Sizleri zaten bilgilendirmek amacı ile yeteri kadar çalışan insan var.
Tabi bu sizlerde travma yaşatıyor,bir laf vardır DAMDAN DÜŞENİN HALİNDEN DAMDAN DÜŞEN anlar normal insan hayatı yaşayanlar birbirlerinin halinden anlıyor biz normal insan hayatı yaşadığımızdan anlıyoruz.

Özellikle son dönemde yoğun terörün haricinde insanlarımıza ve hayvanlarımıza karşı işlenen suçları görüyorum ve TOPLUMDA bu tip yaratıklarla yaşadığımız için tiksiniyorum,ne diyeyim ALLAHA havale ediyorum.İki lafı ALLAH,KİTAP ve DİN olan toplumda bunları görünce ne diyeceğimi bilmiyorum BUKOWSKİ diyorum.
                               

Enişte muhabbeti diye niye yazıya başlık koydum,eniştem geçen hafta merhum gazeteci HALİT ÇAPIN beyefendinin 2004 yılında yazdığı bir makaleyi bulmuş tesadüf bana yolladı, daha evvel merhuma bir yazımda kısa değinmiştim yazımın başlığı BETON SALİH ASKERİ BİLİMLER AKEDEMİSİ rumuzlu yazıydı,bu arda merhum BETON SALİH beyin mahdumu sayın SEYFİ ECİR mekanımızı en ince detaylarına kadar anlatmışınız ama sizi anımsayamadım demiş, bu yazımın altına yorum yapmış...
Kendisine beni anımsatıcak bir resim ve yazı yolladım burdanda çok selam ederim.

Tabi biz kuvvetli babaların çocukları olarak hayata başladık,oda şundan eğitimimiz erken yaşta başladı.Çünkü babalarımızın özgüveni fazlaydı çok küçük yaşta bizi her iş konusuna yönlendirirlerdi.
Bu hadiseleri bilen  kompleksi fazla olan sağda solda bunları konuşan ÜSKÜDARLILAR var, biz doğruları konuşalımda kompleksleri ortaya çıksın..
           



Beş yaşlarındayım çarşı üç yüz metre kadar bir mesafede babam akşamcıdır,gençliğinde her akşam bir büyük 70 cc YENİ RAKI içer bazen onuda geçtiği olur, derki ARSLAN bakkal kapanmıştır RAGIP beyin restorantına git(KARDEŞLER RESTORAN) bir küçük rakı al gel gider alır gelirim.

Tabi bu gece yollamalar yedi,sekiz yaşında ama bu anlattıcağım olay beş yaşındayken oluyor.
Güzel bir ilk bahar günü akşam üstü babam geldi keyifli yav dedi ARSLAN ne olur ne olmaz sen bir küçük rakı al gel.
O zamanlar rakı şişelerinin kapağı GAZOZ kapağındandı,şimdiki gibi çevirmeli açılan kapaklardan değil.

Beş buçuk tl para verdi gittim bakkala rakıyı aldım,koşarak gelirken ayağım takıldı düştüm ve şişe kırıldı.

Ağlayarak koşarak eve gittim kapıyı çaldım evdekiler ne olduğunu sorarken ben ağlıyorum,benim en güvenli yerim yatağımın altına saklandım.
Annem babam oğlum ne oldu çık ama çıkmıyorum babam dedi ZEKİ rakı nerde benden ses yok,en sonunda kapı çaldı apartmanın hizmetlisi HÜSEYİN ağbi meğerse kahvede oturuyormuş benim o halimi görmüş arkamdan gelmiş durumu babama izah etti.
Tabi babam güldü para verdi  bir RAKI al  diye rica etti,hüseyin ağbi gitti aldı geldi.

Tabi o arada babam annem beni avutup dışarı çıkarttılar ben rahatlayınca şöyle olaya bir YORUM yapmışım babama sorarak.
Baba rakıyı kırdığım yerde KARINCALAR vardı onlar SARHOŞ olmuşlarmıdır.Bu yoruma ailem evde yerlere yatarak gülmüşler hep anlatırlardı.

Tabi çok düşkündü babam bana bende biraz garip çocuktum ilk katımızda AP partisi BURDUR milletvekili oturuyor kızları HANDAN ile NALAN ben üç yaşındayım kızdırıyorlar evin camından beni, taşı alıp attığım gibi camı aşağıya indiriyorum.
Tabi annem duyunca babama telefon ediyor babam camcıyı çağır taktır camı, akşam ben gelir parasını veririm demiş...
Tabi bu üç yaşında ilk vukuatım olunca babam çok sevinmiş tüm çalıştığı yerdeki insanlara kahve ısmarlamış OĞLUM CAM kırdı diye.
Yaşım yine yedi sekiz gibi bulunduğumuz sokağın en sonu(eski adı BAŞAK sok) denize bakan çıkmaz tarafında birkaç arkadaş top oynuyoruz asfaltın üstünde taştan minyatür kalelerde.
Bahçe katından bir adam bağardı ARSLAN bir baksana,koştum gittim yanına,camdan kibar fakat davudi bir ses tonu ile evlat dedi bana bakkaldan bir tane büyük KONYAK alırmısın.

Peki amca dedim parayı aldım bakkala yola koyuldum.Bizim çocukluğumuzda mahallede bir büyük bir ricada bulunursa hemen onun işine koşulur yerine getirilirdi.
Bu beyfendinin kim olduğunu bilmiyorum ama konyağı gittim aldım geldim,çok hırpani giyimli saçı sakalı birbirine girmiş bir kişiydi.
Birde yaz sıcağında gündüz sabah vakti KONYAK gibi bir içkiyi içmesi beni çok şaşırtı,ALKOL kültürünü bildiğim için bana garip geldi..
Aradan yıllar geçti öğrendikki bu bey hırpani olan, gazeteci sayın HALİT ÇAPIN beyefendiymiş, merhumun mekanı cennet olsun…
O aralar bizde artık bıyıklar terleyince içmeye başladık bira şarap gidiyoruz ince ince.

İlk zamanlar  BİRA içiyoruz o yıllarda içkiye öyle başladık,rahmetli BETON SALİH ağbinin mekanında fıçı bira  satılıyor.
Fıçı biranın tek olduğu yer bahçeside var ASMAALTI,bir yerden asmaaltında serinleyip buz gibi biraları fındık fıstık çekiyoruz bir yerden caddeden geçen yosmalarıda kesiyoruz.Biliyorsunuz türküsü var ASMALARDA ÜZÜM YOSMALARDA GÖZÜM diye aynı o moddayız.))
                                    

Rahmetli HALİT ÇAPIN ağabey bazen denk gelir yine o bakımsız hali saçı sakalı karışık koltuğunun altında gazete dergi, yanımızdan geçerken ASLAN lar nasılsınız diye selam verir sağol ağbi deriz,bana bakın HERGELELER der bu alkol deninen  meleti ağzınız ile için,şişede durduğu gibi durmaz adamı madara eder der gülerek takılır.
                      

Arkasından ekler duyuyorum aşşağıda SOSYAL TESİSLERDE kafayı bulduktan sonra dağıtıyormuşunuz ortalığı, güleriz ağbi mağbi.
Gider onların rahmetli salih ağbi ile gurupları var kim erken gelmişse SALİH ağbinin barının etrafında sohbete ve alkole başlarlar sessiz sesiz muhabbetlerini yaparlar.

Yıllar böyle geçerken kendi biyografisi olan BAY ALKOLÜ TAKTİMİMDİR kitabını seneryoya uyarlayıp FİLME çekme kararı alınca,o yıllarda TV1 de dizi olarak oynuyacak,HALİT ağbinin en çok vaktini geçirdiği yer olan BETON SALİH ağbinin mekanı dizide kullanılacak,salih ağbinin artık köhnemiş mekanını film başlamadan evvel tadilat kararı aldılar ve tadil ettiler..

Mekan tadil edilince DİZİ çekilmeye başlandı ve bitirildi hemen kısa zaman içindede TV1 kanalında gösterime girdi yıl 1986 zaten o yıllarda TÜRKİYE de iki kanal vardı başkada kanal yoktu..
Dizi çok tuttu o yıllarda kendinden söz ettirdi.Aradan  bir zaman geçtikten sonra SALİH ağbinin  mal sahipleri mekanın olduğu yere bina yapmak için salih ağbiyi 1990 lı yılların ortalarında tahliye ettiler ve mekanı yıkıp gerçekten yeni bina yaptılar,tarihi olayların ve insanların geçtiği yılların BETON SALİH ağbinin yerinde şimdi bir BANKA var..))
Birkaç yıl evvel namı değer BETON SALİH ağbiyi kaybettik,2006 yılındada sayın HALİT ÇAPIN ağabeyi kaybetmiştik hepsinin mekanları cennet olsun,unutulmasınlar geriden gelenler bir şekilde yaşatmaya çalışsınlar..
O yıllarda mahallede içki içecek iki yer var maalesef şu anda hiç yok bir KARDEŞLER RESTORANT biride BETON SALİHİN yeri.
Kardeşler restorantın konumlanması mahallenin milli kesimine hitap eden bir mekan, BETON SALİH ağbinin yeri BEYNELMİNEL kimliğe sahip ve açık bir konumlanmada.
.
Kardeşler yaşıyor ama mekanı başka bir yere taşıdı ve artık meyhane ve restorant konumundan çıkıp PİDE ve KEBAB salonu olarak hizmetini devam ettiriyor..

O yıllarda biz ve ağbilerimiz AKINCILAR gibi ya kardeşler restorant,ya beton salih,yada sosyal tesislerin lokantasından çıkar İSTANBUL merkeze alemlere akmazsak doğru son muhabbet yeri ÇINAR OTELİN sabah beşe kadar açık olan DİSKOTEĞİNE gideriz.

Gece mahallenin tüm bıçkınları ve abla kız kardeşleri bir şekilde orda olur,sabah beşte kapanış müziği olarakta rahmetli FECRİ EBCİOĞLU beyin BAK BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ şarkısı ile bitirirler eğer müşteri
                                    

 kalkmıyorsa BERKANT tan birde SAMANYOLU patlatıp geceyi o şekilde bitirirler..
                               
Yine böyle bir gece yıl 1985 , KARDEŞLER(RAGIP AĞBİ) mekanından kalktık merhum HİKMET ağbi CAZZ barın sahibi, merhum MUAMMER KARACA beyin mahdumu rahmetlik MELİĞ ağbi mali şubeden emekli polis TUNCER ağbi  ve ben kalktık gittik ÇINAR otelin diskoteğine.
                               

Bir baktık ekipten daha evvel bir macerasını yazdığım KİKİ ENDER ve adaş COVANNİ ve hikmet ağbinin kardeşi Ergun ağbi oturduk onların masaya..
Sohbet muhabbet gidiyor sabaha karşı gün aydınlanmadan bayağı bir alkollüyüz sarhoş kalktık BAKIRKÖY İNCİRLİYE işkenbeciye gidiyoruz..
İki araba tam havalimanı istikametine geçerken bir baktık HAVA HARP OKULU lojmanlarının önünde iki araç kafakafaya duruyor etrafında birileri koşturuyor.
Hemen önden hızlandım, yan koltuğumda KİKİ ENDER oturuyor son surat ters yola girerek hızla kaza zannettiğimiz yere doğru gidiyoruz.
                                         

Kaza zannettiğimiz yere ulaştığımızda yardım için bir indim araçtan arkadada ikinci bizden olan  araba bir anda çalıların içinden beş altı kişi ellerinde makineli tabancalarla bir çıktılar ben ne oluyor derken bir dipçik yüzüme yedim,tabi bir anda dekman olduk bir kargaşa bağırmalar,anlaşıldıki meğerse SİYASİ ŞUBE yolu kesmiş teröristler geliyormuş onun için pusu atmışlar..

Polisler anladılar bizi acele ile gidin,gidin herkes arabalara bindi ama KİKİ ENDER yok elinde APRON SERBEST giriş kardı HAVALİMANINA o zaman orda çalışıyor, yazarken bile gülüyorum ÇELİK YELEKLİ POLİSİN MP-5 makineli tabancaya yapışmış bunu ben alıcam sana tabancan yeter diyor teröristlerden kimler geliyor ASALA mı diyor, biz polisin üstünden alamayınca polis arkadaşlar sağlı sollu çalışarak arabaya KİKİ ENDERİ rahmetliyi koydular ve biz geldiğimiz gibi tam surat dönerek kaçarken çatışma başladı..

İlerde döndük KİKİ ENDER inidirin beni gelmiyorum sizle diye CAZ yapınca TREN köprüsünün orda indirdik yüksekçe bir yer hadi bana eyvallah dedi kayboldu,dedik heralde kestirme olsun diye tren raylarını geçip eve gidicek,çektik gittik..
Biz işkenbeciye gittik çorba,kelle,kokoreç FİKS MENÜ yapıp dönüp evlere dağaldık..

Ertesi günü sosyal tesislerde oturuyoruz  rahmetli KİKİ ile beraber çalışan arkadaşımız MİNÜR geldi,babalar dedi KİKİ den haberiniz varmı,dedik dün gece böyle böyle oldu arabadan indi gitti işe gelmedi merak ettim dedi.
Bir ertesi günüde işe gelmemiş MİNÜR yine gelmedi  dedi ,ama sonraki gün KİKİ ENDER bir geldiki kafa,kol darma duman..
Ender dedik ne oldu şaşkınlıkla ,hayırsız herifler beni orda bıraktınız. Herkes dedi sen gittin eve gidicem diye CAZ yaptın.
Meğerse meseleyi anlatınca anladıkki durum felaket tren köprüsünün orda hadi bana eyvalllah dediya, meğerse ordan 20 mt yükseklikten aşağıya düşmüş yuvarlanarak ve rayların hemen kenarında sızmış.Allahtan rayların üstüne düşmemiş kenarda kalmış.

Diyorki sabah bir büyük gürültü ile uyandım ALLAHIM demiş herhalde öbür taraftayım.Tren geçip beş dakika sonra nerde olduğunu anlayıp kafayı gözün dağaldığını anlayınca yavaş yavaş yerinden kalkıp hastaneye ordanda eve gelmiş yatmış.

Kimseyede haber vermeyince evde telefonda yok kendi gelip hadiseyi anlatınca durumu anladık..
Tabi rahmetli KİKİ ENDER*E polislere ne yaptığını anlatınca bu sefer vallahimi diye şaşkınlıkla oda bize soruyor,biz katılarak gülüyoruz.))
KARDEŞ MAKİNALIYI BEN ALAYIM TABANCA SENDE KALSIN TERÖRİSTLER KİM SEN ONU SÖYLE ASALA mı!)))))))

                             

 ENİŞTE istihbaratı ile elime geçen merhum HALİT ÇAPIN ağbimizin 2004 yılında yazdığı bir yazıyı aşşağıda ekte sunarak sizlere mutlu bir Pazar günü diliyorum..
                                       

Güzel İnsan Halit Çapın'dan




Rakı konuşa konuşa yudum yudum içilir

Ve yine bugünlerde, yine rakıya dair ayrı bir tartışma gazetelerde... Birileri rakının kokteylini yapmışlar ve bazılarında bu rakı kokteyline methiyeler.. Rakının üstüne kuma getirmek gibi bir şey bu yaptıkları... "Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı..." bir işler... "Manda yuva yapmış söğüt dalına.../Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü?" gibi bir makaralar... Rakının gerçek meclisinde "rakı kokteyli" diye bir şeyden söz etseniz, başka bir şey yaparlar mı bilemem ama en azından döverler... Her işin bir adabı, erkanı var...

RAKI ZAHMET İSTER 
Ben o ligde oynamaya başladığımda, rakının iki takımı vardı... Biri Kulüp Rakısı, diğeri Yeni Rakı... Babalar, Yeni Rakı içerlerdi, paralılar Kulüp... Altınbaş Rakısı'nın çıkışı çok sonralarıdır... Efe Rakısı'nın ardından, sırada "Çilingir", "Sarı Zeybek" rakıları varmış diye duydum... (Şimdilerde de tam zamanıdır hani... Palamudun, lüferin, rokanın eli kulağında hani...) Rakı, iyi hoştur da zahmet ister... Muhabbet ister... Zaman ister... Meze ister... "Şarapçı Pano"da, 14 numara şarap içer gibi içilmez... O saygı ister... Yol-yordam bilmek ister.... İçmesini bilmeyeni, sürüm sürüm süründürür... İsmini unutturur... Yolu yok, onun karşısında haddini, hesabını bileceksin... Rakının kokteyli imiş... Rakı öyle ayakta, iki dakika içinde yudumlanacak içkilerden değildir, bir ritüeli vardır... Bakın bizim mizah yazınımızın ustalarından "Akbaba" dergisinin sahibi Yusuf Ziya Ortaç, nasıl anlatır rakı içmeyi; işin içine Ahmet Rasim üstadı da katarak: ("Bu akşam gün batarken gel.../Sakın geç kalma erken gel..." işte o Ahmet Rasim...) "Çok yıllar önce güzel bir bahar akşamı... Büyük Millet Meclisi'nden çıktık... Anadolu Külubü'- nün mermer holünde Falih Rıfkı Atay ile karşı karşıya oturuyoruz. Önümüzde bir tabak fıstık, iki kadeh rakı var. Oradan geçen Kayseri Mebusu Ömer Taşçıoğlu, şöyle bir bakıp 'Garson' dedi. 'Beylere iki marul getir benden' ve ekledi: Hiç yakıştıramadım sizlere. Bu mevsimde fıstıkla rakı içilir mi?" Hakkı vardı adamın, tabii içilmezdi. Yokuşumuzun ünlü yazarı üstat Ahmet Rasim, ömrü boyunca iki şeyi elinden bırakmamaştı: Kadehi ve kalemi.... Bir gün: "Rakı nasıl içilir size anlatayım" demişti. "Önce unutmayın, rakının kendisinden çok meclisi güzeldir. Tek başına oturup rakı içilmez. Birkaç gönül arkadaşı, kafa arkadaşı olacak. Sonra rakı öyle bir saatte lıkır lıkır içilip kalkılmaz. Sohbeti üç saat, dört saat, hatta beş saat sürecek en azından. Konuşa konuşa, yudum yudum içeceksin. Rakı, mutlaka su ile içilir. En azından güzeli bir ölçü rakı, bir buçuk ölçü sudur. Meze mevsimin meyveleri olacak. Kışın elma, portakal, mandalina. Yazın kavun, çilek, vişne, hıyar, domates ve illa beyaz peynir. Bitti mi? Hafif bir sıcak yemek. En iyisi yağsız ızgara et...." Gazetelerde küçük haberler olarak gördüm. Irak, şu "ateş dansı günlerde" TIR'lar dolusu rakı ithal ediyormuş bizden. İyidir, yürek yapar. Amerikalı'yı bozar. Yafu "Amerikalı" dedim de:

AMERİKALI.... 
Yeşilyurt'ta, Beton Salih'in meyhanesine yanladığım günler... Bir Amerikalı ile tanış oldum... Tom diye biri... Asıl Kızılderili... Deyyus, her takılışında bir şişe viski açtırıyor... Yanına bira söylüyor. Çekme bira... Arjantin dediğimiz bardaklarda. Üç bardak bira ile bir şişe viskinin yarısını hop ediyor üç-dört saatte... Sanırsızın su içiyor... İmdi o dükkanda ben kulunuzun da gradosu var. "Ağır içicilerden..." diye nam yapmış, o konuda bayrak taşımışız. Bir şey değil, kariyerimiz sarsıntı geçirecek... Hayır, bu bir de şu Amerikalı o içkisini içiyor "Tık..." demiyor. Cambaz et, çıkar tele, yerin üç metre üstünde kurban kessin... Ula, "Amerikalı içer de Türk içmez mi?" deyip soysuzlaşarak aynı numaraya zatım da yazıldı. Viski- bira içmiş hoş. Helal... Amma velakin bu viski denilen kaltak, fena para yiyiciydi o günler... Gecelerden bir gece: "Yafu Tom, may diir firend..." dedim "Yafu, Tom, anana, bacına, uçanına, kaçanına, eşiğine, beşiğine sövdürme. Adam gibi bir rakı içelim. Sen ki Kızılderili'sin, kaptırmışsın Manhattan Adası'nı üç dolara beyaz Amerikalı'ya, sana ne kor arkadaşım..." Tom onayladı. Bahçede bir ağacın altında üç-dört kopuk daha bir rakı masalı ki, evelallah Türk'e yakışır cinsten... Bu rakının "acemi çük tayfasına" vurgunu, üçüncü dubleden sonra olur. Yine öyle oldu. Dördüncü dublenin sonunda Tom, Türkçe konuşmakta... Dört duble rakı yutup Türkçe öğrenen Amerikalı... Dört bin derste, FBI, CIA'de dört senede öğretemezsin, dört dublede Türkçe öğrenen, hem Kızılderili, hem de Beyaz Amerikalı, bizim Aksaray ağzıyla "Ahh ulan ahh, içim yanıyor kardeşler" diye naralanmakta... Demem o ki rakı, ağır kabadayı, kodu mu oturtan bir içkidir. Kokteyle filan gelmez. Yoksam Urfalı Hüseyin'in dediği gibi: "Rakı içmişem abey... Çok içmişem... Hem üstüme kusmuşam, hem altıma altıma sıçmışım abey..."

Halit Çapın (Eylül 2004 / Takvim)
DR:) Ne olucak  halimiz?))

SAYGILARIMLA,
ZEKİ ARSLAN..


14 Ocak 2017 Cumartesi

ŞAHMARAN HİKAYESİ.

                                    

Sevgili takipçilerim hepinize hayırlı,mutlu,eğlenceli Pazar günü geçirmenizi diliyorum..
Sizlere DERİN İSTİHBARAT blogu içinde çok şey yazabilirim fakat hepimizin zaten bir çok sıkıntısı olduğunu biliyorum onun için yazılarımı azalttım ve bu pazarda size eski  tarihlerden bugünlere gelen gerçek yaşadığım magazinsel,sosyal,kültürel bazı hayatlara ve kendi hayatımdan  ayrıntılı kesitlere yer vericem..

Şahmaran hikayesi ve büyük efsanesi ülkemizde filme alındığında ve başrol oyuncusu büyük  gerçek sanatçı sayın TÜRKAN ŞORAY  filmde oynadığında ve  kendisini  seyrettiğimde çok etkilenmiştim.
Sebebi insan hayatlarının her tarihte ve dönemde efsaneler,hikayeler,gerçek yaşanmışlıklarla bir harman olup dönem dönem abartılar,süslemeler ve hayallerin katılması ile önümüze taşınması.
Sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin uzun yıllar hayat arkadaşlığını yapmış merhum RÜHÇAN ADLI bey yıllarca magazin ve medya dünyası ile çocukluğumuzdan  itibaren gönlümüzde yerlerini aldılar..
                                   

Merhum RÜHÇAN ADLI bey toplumda iyi ve karizmatik bir işadamı olarak hayata gözlerini yumana kadar kamuoyunda bu şekilde anıldı ve bilindi,allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Merhum ADLI 1940 lı yılların sonunda ailemin büyüklerinin yanında ilk meslek hayatına atılıyor İstanbul taksimde talimhanede.
                                  

Zaten sonra kendi işi olan nakil vasıtaları yedek parça ithalatı işini kurmasındaki ilk tecrübeyi bu iş kolunda aile büyüklerimin yanında alıyor..
Aile büyüklerimden kendisini yakın tanıyan beraber çalışan akrabalarımdan dinler öğrenirdim..
                                  

Sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendiyide çocukluğumda ilk sinema filmlerinden sonrada SOVYETLER BİRLİĞİNE seyahat edip ordaki  film festivallerine katıılması sayesinde  1973 yılında haberlerini alır konuşurlarken arkadaşları ile babamdan duyardım.
Sebebi o yıllarda özellikle İSTANBUL SOVYET BAŞKONSOLOSLUĞU KÜLTÜR  ATEŞE leri ve KONSOLOSLUK  yetkilileri ile zaman zaman kültürel etkinlikler çevresinde  babam görüşürdü..!!
O dönemde SOVYET kültür ateşeleri ülkemizle yakınlık kurmanın en etkili yönünün sinema,tiyatro,bale,spor vs etkinlikler olduğunu düşündükleri için bu konularla ilgili yakın ilişkiler ve temaslar kuruyorlardı..
                                 

İşte bu dönemde sayın TÜRKAN ŞORAY ve diğer film sektörü temsilcilerine konsoloslukta resepsiyonlar veriliyor ve önemli sanatsal görüşmeler yapılıyordu,bende bunları babam  ve arkadaşları ya konuşurken yada  bazen  kendisinin anlatımları ile dinliyordum..
İlk 1973 MOSKOVA film festivaline katılan sayın ŞORAY daha sonrada 1978 yılında yine MOSKOVA da FERHAT ile ŞİRİN hikayesini SOVYET  film yönetmenleri ve sanatçıları ile  beraber çektiler.
Tabi sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin çektiği filmlerin hikayeleri  iyi senaryolara uyarlanmış ve sonrasında kaliteli emek harcanarak  çekilmiş sanatsal yapıtlardı..


Şahmaran hikayesine gelirsek beni çok etkilemiştir,konusu gününümüz yıllarında meraklı ve öksüz bir çocuğun çevresindeki büyüklerin efsane ve hikaye anlattıkları bir konunun peşinde dolaşırken,TOPKAPI  da SURLARININ altında dehlizlerde saklanan bir ANTİKA kaçakçılık şebekesinin işlerine şahit olması ve onlar tarafından surların altında zorla tutulması ve sonunda bu antika kaçakçılarının uluslararası kirli işleri ve birbirleri ile yaptıkları kanlı mücadeleyi anlatan bir sinema yapıtı,gülüyorum bazen..))

1970 li yılların başlarında biz sokakta,tarlada,dere,deniz kenarında oynayarak büyüdük..
O zamanlar televizyon ve radyo çok yeni herkes bilir toplumda büyük etkisi yok..
Köyde efsaneler üretilmiş hizmetli hüseyin ağbi anlatır, meşhur BİZANS imparatorluğunun hazineleri AYAMAMA deresi ile AYAYORGİ deresi arasında bir yere gömülmüş diye..
O yıllarda ilk okulda İLİMİZ,İLÇEMİZ,KÖYÜMÜZ diye ders var.Köyümüz dersinde bulunduğumuz köyün tarihçesinide öğreniyoruz.
                                  

İlk okul hocamız dediki FATİH SULTAN MEHMET HAN  istanbulu muasara altına alınca BİZANS İMPARATORU dört adet kalyona tüm hazineleri doldurup, BATI ROMA imparatorluğuna gitsin diye sefere yollamış.
                                  

Fakat gemiler KÖYÜMÜZ açıklarına geldiğinde kimine göre fırtınanın çok olduğundan dolayı KÖYÜN açığında batmış, kimilerine görede batıcağını anlayan gemi kaptanları AYAMAMA DERESİNE gemileri sokarak AYAYORGİ ve AYAMAMA arasındaki bir bölgeye tüm hazineleri gömmüşler..
                                   

O yıllarda İSTANBUL boş bu anlattığım yerlerde kuş uçmaz kervan geçmez,tarlalar ekilir,avcılar ava çıkar böyle bir yer..
                                   

Bizde bu hikayeleri hep dinleriz arkadaşlarla bu bölgeye gideriz elimizde kauçuk sapanlarımız,taşları özel denizden toplarız kuşu vurdukmu etkili
                                 

 olsun, zaman zaman kendimizide yabancı çocuklara karşı korumak için.Köpeğimizde var adı HERKÜL oda bizle beraber yanımızda gelir..
                                    

Bazen yanımıza sırt çantası alırız,domates,peynir ekmek simit koyarız arazide karnımızı doyurmak için.Tarlada AYÇİÇEK zamanıysa eve dönüşte birde tarlaya dalar olmuş GÜNDOĞDU ları  kopartırız akşama çitlemek için..
                                

Yine böyle bir gün arkadaşım HÜSNÜ,TUNÇ ve ben indik AYOMAMA deresine sazlıklar içinde dolaşıyoruz.
                       

Hüsnünün dikkatini çekti çimen altı toprak fakat bir kenarından bir açıklık var taş,dedi ZEKİ,TUNÇ burda bir şey var diye seslendi.
Hani gözümüz kulağımız BİZANS HAZİNELERİNDE çimeni sopa ile kaldırdığımızda, altından toprakta çıkınca  iki metre büyüklüğünde bir taş kapak önümüze çıktı ve üstündede bir HAÇ işareti.))Hahaaaaaaa…
Birbirimize bir baktık bulduk ulan dedik.Nasıl bir sevinç yerimizde duramıyoruz birbirimize sarılıyoruz,HERKÜLde bize sarılıyor üstümüze atlıyor..

Fakat bu taş kapağı bizim kaldırmamıza imkan yok.Hemen dedik koşarak mahalleye inelim mahallenin ağbilerini yanımıza alalım malzemede alalım geri dönüp HAZİNE yi çıkaralım…)))))))
Bulunduğumuz yer ile mahalle 3 kilometre öyle bir koşmuşuzki mahallenin başında bizi gören ağbilerimiz ve etraf acayip bir şeyler olduğunu anlamışlar çünkü baygın ve soluyarak yerlere yığılmışız.
Neyse çeşmeden su içirdiler biz kendimize geldik,sordular ne oluyor çocuklar.

Ağbiler bizden beş,altı hatta sekiz yaş büyük.Dedik BİZANSIN kayıp hazinelerini bulduk sordular nasıl,anlattık..
Hemen hizmetli ağbilerimiz karşılıklı apartmanların KASTAMONU AZDAVAY ilçesinden  ABDULLAH ağbi zaten arkadaşım HÜSNÜ nün babası birde HÜSEYİN ağbi büyüklerimize kürek,kazma ve levye vererek tekrar geldiğimiz yere koşarak olay yerine döndük..
                                                 

SARI ÖZCAN ve ağbisi ÇİTLENBİK ÖZKAN, P.OLCAY,MADEN MEHMET S.ŞELÇUK,AYI MUSA,SIÇAN İLHAN ,MAYMUNCU YUSUF ve daha bilumum ağbimiz olay yerine intikal ettik, üstünde BİZANS HAÇ ı olan taşı kaldırmak için uğraşırken kan ter içinde, en sonunda TAŞ kalktı. Fakat TAŞ kalkınca hepimiz şoke olduk çünkü içi boş bir kuyu taş toprak ile dolu…
Moraller bozulunca kan ter içindeki ağbilerimiz yürüyün lan BİZANS HAZİNESİYMİŞ lafları ile ensemize tokat yiyerek mahalleye döndükki tüm mahalle bizden gelicek umutlu haber için bizi bekliyor,boş kuyu olduğunu öğrenince herkesin moral  çöktü, ama uzun yıllar bu BİZANS HAZİNESİ hikayesi sempte aramızda gırgır oldu ağbilerimiz anlatırlardı üçü birde öyle bir koşuyorlardıki köpek HERKÜLÜN bile dili dışarda bitmiş geliyordu bunlarla birlikte..!!

İşte sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin o ŞAHMARAN efsanesini ve filmi izlediğimde hep gözüme filmde oynayan küçük çocuğun türkan hanımla konuşmaları ŞAHMARAN efsanesini türkan hanımın çocuğa anlatması,filmin içindeki başrol aktörü sayın FARUK PEKER beyin filmin senaryosu içinde TÜRKAN hanıma seslenişi bu çocuğu öldürelim tüm sırrımızı öğrendi demesi,TÜRKAN hanımın karşı çıkması ,hatta oyuncu FARUK PEKER beyin bir ara çocuğu öldürmeye kalkması ve sonra kıyamaması..

Ama sonunda çocuğun izini takip eden rakip ANTİKA ve TARİHİ eser mafyasının hepsini öldürüp TÜRKAN hanım ile çocuğu esir almaları ile sonlanan bir film ve meşhur hikayesi.
                                      

Tabi ülke,şehir ,ilçe,köy efsaneleri insanlık tarihi boyunca her zaman olmuş özellikle kıymetli emtia olarak hazinelerin efsaneleri her dönemde her zamanda şu günlerde bile yerini koruyor ve çeşitli çok akil insanlardan bile zaman zaman enteresan olayları işitmek medya ve sosyal medya yolu ile öğreniyoruz..

Geçtiğimiz günlerde gazeteci ve akademisyen sayın ÖMER ÖZKAYA beyin bir yazısını okudum ve tabi gülümsedim.
                          

Yazının başlığı  ANTALYA ALTIN ları 2 ocak 2017 tarihli GÜNEŞ gazetesinde yayınlandı..
Yazının içeriğini okuyunca tabiki güldüm kimse yanlış anlamasın meselem kimseyi inciltmek değil ama içerik açısından maalesef tam bizim çocukluk maceramızın bugünki versiyonu ama bu benim aklıma bir hadiseyi getirdi dahada güldüm..
Ne anlatıyor sayın ÖMER ÖZKAYA FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ mensubları 15 temmuz 2016 günü yaptıkları kalkışma esnasında Marmaris GRAND YAZICI otelde bulunan 12.CUMHURBAŞKANIMIZ sayın R.TAYYİP ERDOĞAN beyefendiyi otelde esir alarak ANTALYA KEMER bölgesinde daha sonra bulunan ve bir define sahtekarlığı olarak adli kayda geçen mağraya götürerek orda mağara içinde alçıdan yapılan ve altın sarısı
                                 

 renge boyanmış ALTIN KÜLÇELERİNİN önünde resmedilecek ve tüm dünyaya HAZİNEYİ soydu prokobandası yapılacak ve Antalya kemerde bulundurulan bir yatla kaçacağı gibi bir senaryo haberler dünya haber merkezlerine geçicek..

Bunu okuyunca başladım gülmeye şimdi bir çok okuyucum ve PERİSKOP yayınlarından beni takip eden takipçilerim hatırlayacaktır konuyu.
10 temmuz günü tatildeyim ve sitemizin havuzuna giriyorum METİN( istihbarat jargonu kod adı) bir arkadaşıma diyorum ya cep telefonuma bir başka bilmediğim hattan devamlı MARMARİS bölgesindeki ULTURA LÜKS otellerden dört günlük otel paket fiatı geliyor imkansız derecede ucuz,araştırdım anlam veremedim bana mesaj atan telefonu arıyorum bana hattı açmıyor.

Metin bey oteller boş RUS turist yok ondandır diyor.Fakat 15 temmuz 2016 CUMA günü sabahına kadar geldi.
Tabi ben metin bey gibi sade düşünmüyorum bu işte bir kıllık olduğunu aklımdan geçiriyorum.
Hiç yapmadığım bir şey o gün yani 15 temmuz günü öğlene kadar yüzdükten sonra eve geldim yemeğimi yedim ve ilk defa gündüz saat 13.30 sularında PERİSKOP yayınına bağlandım ARAS DAĞLI rumuzu ile,yoğun bir ilgi gördüm ve orda çok enteresan takipçilerimle ülkede sıkıntılı bir durum var diye açılan konudan darbeye birileri kalkışırmı konuşmasına giden saat 15.30 kadar bir yayın yaptım.

Zaten sonraki günlerde bu konuşma aramızda çokça konusu geçti ve o gün biz bu konuyu konuşmuştuk diye takipçilerimle yayınlarda olayları tartıştık..

Tabi çocukluktan bugüne yaşadığımız bir çok hayatın içinde olaylarda tuzak kuranlar acaba çoklumu tuzaklar kuruyor,bir deyim olan BİR TAŞLA ÇOK KUŞ VURMAK hadisesi gibi DERİN DÜNYALAR içinde insanlarmı var..
1973 yılında gerçekleşmiş EFSANEDEN türemiş çocukken geçen bir tatlı oyunu ve o günlerin derin dünyasını ve olaylarını, bu kadar benzeştiren acaba o günlerin notunu tutan  BİR BİLENLERMİ var?))
                             

1960 darbesi yargılamaları esnasında darbeye maruz kalan DEMOKRAT PARTİ mensubları ve dönemin BAŞBAKANI merhum ADNAN MENDERES beyefendi , DIŞ İŞLERİ BAKANI merhum FATİN RÜŞTÜ ZORLU bey ve MALİYE BAKANI merhum HASAN POLATKAN beyefendilere YASSI ADA mahkemelerinin GİZLİ celselerinde aynı benzer konulardan bu tip yargılamalar yapıldığını biliyorum..

EFSANELER ve onlardan türeyen SENARYOLAR nedense ülkemizde hep aynı, SANAT ve onun beraberindeki konularda yeni bir şeyler neden üretemiyoruz UFKUMUZ çokmu kıt!))

Herkesin tekrar dinlence gününü ferah ve eğlenceli geçirmesini dilerim.
DR:)💜
SAYGILARIMLA,
ZEKİ ARSLAN


                                                                                                    01.01.2022                           A...