Sevgili
takipçilerim hepinize hayırlı,mutlu,eğlenceli Pazar günü geçirmenizi
diliyorum..
Sizlere
DERİN İSTİHBARAT blogu içinde çok şey yazabilirim fakat hepimizin zaten bir çok
sıkıntısı olduğunu biliyorum onun için yazılarımı azalttım ve bu pazarda size
eski tarihlerden bugünlere gelen gerçek
yaşadığım magazinsel,sosyal,kültürel bazı hayatlara ve kendi hayatımdan ayrıntılı kesitlere yer vericem..
Şahmaran
hikayesi ve büyük efsanesi ülkemizde filme alındığında ve başrol oyuncusu büyük
gerçek sanatçı sayın TÜRKAN ŞORAY filmde oynadığında ve kendisini seyrettiğimde çok etkilenmiştim.
Sebebi
insan hayatlarının her tarihte ve dönemde efsaneler,hikayeler,gerçek
yaşanmışlıklarla bir harman olup dönem dönem abartılar,süslemeler ve hayallerin
katılması ile önümüze taşınması.
Sayın
TÜRKAN ŞORAY hanfendinin uzun yıllar hayat arkadaşlığını yapmış merhum RÜHÇAN
ADLI bey yıllarca magazin ve medya dünyası ile çocukluğumuzdan itibaren gönlümüzde yerlerini aldılar..
Merhum
RÜHÇAN ADLI bey toplumda iyi ve karizmatik bir işadamı olarak hayata gözlerini
yumana kadar kamuoyunda bu şekilde anıldı ve bilindi,allah rahmet eylesin
mekanı cennet olsun.
Merhum
ADLI 1940 lı yılların sonunda ailemin büyüklerinin yanında ilk meslek hayatına
atılıyor İstanbul taksimde talimhanede.
Zaten
sonra kendi işi olan nakil vasıtaları yedek parça ithalatı işini kurmasındaki
ilk tecrübeyi bu iş kolunda aile büyüklerimin yanında alıyor..
Aile
büyüklerimden kendisini yakın tanıyan beraber çalışan akrabalarımdan dinler
öğrenirdim..
Sayın
TÜRKAN ŞORAY hanfendiyide çocukluğumda ilk sinema filmlerinden sonrada
SOVYETLER BİRLİĞİNE seyahat edip ordaki film festivallerine katıılması sayesinde 1973 yılında haberlerini alır konuşurlarken
arkadaşları ile babamdan duyardım.
Sebebi
o yıllarda özellikle İSTANBUL SOVYET BAŞKONSOLOSLUĞU KÜLTÜR ATEŞE leri ve KONSOLOSLUK yetkilileri ile zaman zaman kültürel
etkinlikler çevresinde babam görüşürdü..!!
O
dönemde SOVYET kültür ateşeleri ülkemizle yakınlık kurmanın en etkili yönünün
sinema,tiyatro,bale,spor vs etkinlikler olduğunu düşündükleri için bu konularla
ilgili yakın ilişkiler ve temaslar kuruyorlardı..
İşte
bu dönemde sayın TÜRKAN ŞORAY ve diğer film sektörü temsilcilerine
konsoloslukta resepsiyonlar veriliyor ve önemli sanatsal görüşmeler
yapılıyordu,bende bunları babam ve
arkadaşları ya konuşurken yada bazen kendisinin anlatımları ile dinliyordum..
İlk
1973 MOSKOVA film festivaline katılan sayın ŞORAY daha sonrada 1978 yılında
yine MOSKOVA da FERHAT ile ŞİRİN hikayesini SOVYET film yönetmenleri ve sanatçıları ile beraber çektiler.
Tabi
sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin çektiği filmlerin hikayeleri iyi senaryolara uyarlanmış ve sonrasında
kaliteli emek harcanarak çekilmiş sanatsal
yapıtlardı..
Şahmaran
hikayesine gelirsek beni çok etkilemiştir,konusu gününümüz yıllarında meraklı
ve öksüz bir çocuğun çevresindeki büyüklerin efsane ve hikaye anlattıkları bir
konunun peşinde dolaşırken,TOPKAPI da SURLARININ
altında dehlizlerde saklanan bir ANTİKA kaçakçılık şebekesinin işlerine şahit
olması ve onlar tarafından surların altında zorla tutulması ve sonunda bu
antika kaçakçılarının uluslararası kirli işleri ve birbirleri ile yaptıkları
kanlı mücadeleyi anlatan bir sinema yapıtı,gülüyorum bazen..))
1970
li yılların başlarında biz sokakta,tarlada,dere,deniz kenarında oynayarak
büyüdük..
O
zamanlar televizyon ve radyo çok yeni herkes bilir toplumda büyük etkisi yok..
Köyde
efsaneler üretilmiş hizmetli hüseyin ağbi anlatır, meşhur BİZANS
imparatorluğunun hazineleri AYAMAMA deresi ile AYAYORGİ deresi arasında bir
yere gömülmüş diye..
O
yıllarda ilk okulda İLİMİZ,İLÇEMİZ,KÖYÜMÜZ diye ders var.Köyümüz dersinde
bulunduğumuz köyün tarihçesinide öğreniyoruz.
İlk
okul hocamız dediki FATİH SULTAN MEHMET HAN
istanbulu muasara altına alınca BİZANS İMPARATORU dört adet kalyona tüm
hazineleri doldurup, BATI ROMA imparatorluğuna gitsin diye sefere yollamış.
Fakat
gemiler KÖYÜMÜZ açıklarına geldiğinde kimine göre fırtınanın çok olduğundan
dolayı KÖYÜN açığında batmış, kimilerine görede batıcağını anlayan gemi
kaptanları AYAMAMA DERESİNE gemileri sokarak AYAYORGİ ve AYAMAMA arasındaki bir
bölgeye tüm hazineleri gömmüşler..
O
yıllarda İSTANBUL boş bu anlattığım yerlerde kuş uçmaz kervan geçmez,tarlalar
ekilir,avcılar ava çıkar böyle bir yer..
Bizde
bu hikayeleri hep dinleriz arkadaşlarla bu bölgeye gideriz elimizde kauçuk
sapanlarımız,taşları özel denizden toplarız kuşu vurdukmu etkili
olsun, zaman
zaman kendimizide yabancı çocuklara karşı korumak için.Köpeğimizde var adı
HERKÜL oda bizle beraber yanımızda gelir..
Bazen
yanımıza sırt çantası alırız,domates,peynir ekmek simit koyarız arazide karnımızı doyurmak için.Tarlada AYÇİÇEK zamanıysa
eve dönüşte birde tarlaya dalar olmuş GÜNDOĞDU ları kopartırız akşama çitlemek için..
Yine
böyle bir gün arkadaşım HÜSNÜ,TUNÇ ve ben indik AYOMAMA deresine sazlıklar
içinde dolaşıyoruz.
Hüsnünün
dikkatini çekti çimen altı toprak fakat bir kenarından bir açıklık var taş,dedi
ZEKİ,TUNÇ burda bir şey var diye seslendi.
Hani
gözümüz kulağımız BİZANS HAZİNELERİNDE çimeni sopa ile kaldırdığımızda,
altından toprakta çıkınca iki metre
büyüklüğünde bir taş kapak önümüze çıktı ve üstündede bir HAÇ
işareti.))Hahaaaaaaa…
Birbirimize
bir baktık bulduk ulan dedik.Nasıl bir sevinç yerimizde duramıyoruz birbirimize
sarılıyoruz,HERKÜLde bize sarılıyor üstümüze atlıyor..
Fakat
bu taş kapağı bizim kaldırmamıza imkan yok.Hemen dedik koşarak mahalleye inelim
mahallenin ağbilerini yanımıza alalım malzemede alalım geri dönüp HAZİNE yi
çıkaralım…)))))))
Bulunduğumuz
yer ile mahalle 3 kilometre öyle bir koşmuşuzki mahallenin başında bizi gören
ağbilerimiz ve etraf acayip bir şeyler olduğunu anlamışlar çünkü baygın ve
soluyarak yerlere yığılmışız.
Neyse
çeşmeden su içirdiler biz kendimize geldik,sordular ne oluyor çocuklar.
Ağbiler
bizden beş,altı hatta sekiz yaş büyük.Dedik BİZANSIN kayıp hazinelerini bulduk sordular
nasıl,anlattık..
Hemen
hizmetli ağbilerimiz karşılıklı apartmanların KASTAMONU AZDAVAY ilçesinden ABDULLAH ağbi zaten arkadaşım HÜSNÜ nün babası
birde HÜSEYİN ağbi büyüklerimize kürek,kazma ve levye vererek tekrar geldiğimiz
yere koşarak olay yerine döndük..
SARI
ÖZCAN ve ağbisi ÇİTLENBİK ÖZKAN, P.OLCAY,MADEN MEHMET S.ŞELÇUK,AYI MUSA,SIÇAN
İLHAN ,MAYMUNCU YUSUF ve daha bilumum ağbimiz olay yerine intikal ettik, üstünde BİZANS HAÇ ı
olan taşı kaldırmak için uğraşırken kan ter içinde, en sonunda TAŞ kalktı. Fakat
TAŞ kalkınca hepimiz şoke olduk çünkü içi boş bir kuyu taş toprak ile dolu…
Moraller
bozulunca kan ter içindeki ağbilerimiz yürüyün lan BİZANS HAZİNESİYMİŞ lafları
ile ensemize tokat yiyerek mahalleye döndükki tüm mahalle bizden gelicek umutlu
haber için bizi bekliyor,boş kuyu olduğunu öğrenince herkesin moral çöktü, ama uzun yıllar bu BİZANS HAZİNESİ
hikayesi sempte aramızda gırgır oldu ağbilerimiz anlatırlardı üçü birde öyle
bir koşuyorlardıki köpek HERKÜLÜN bile dili dışarda bitmiş geliyordu bunlarla
birlikte..!!
İşte
sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin o ŞAHMARAN efsanesini ve filmi izlediğimde hep
gözüme filmde oynayan küçük çocuğun türkan hanımla konuşmaları ŞAHMARAN
efsanesini türkan hanımın çocuğa anlatması,filmin içindeki başrol aktörü sayın
FARUK PEKER beyin filmin senaryosu içinde TÜRKAN hanıma seslenişi bu çocuğu
öldürelim tüm sırrımızı öğrendi demesi,TÜRKAN hanımın karşı çıkması ,hatta
oyuncu FARUK PEKER beyin bir ara çocuğu öldürmeye kalkması ve sonra
kıyamaması..
Ama
sonunda çocuğun izini takip eden rakip ANTİKA ve TARİHİ eser mafyasının hepsini
öldürüp TÜRKAN hanım ile çocuğu esir almaları ile sonlanan bir film ve meşhur
hikayesi.
Tabi
ülke,şehir ,ilçe,köy efsaneleri insanlık tarihi boyunca her zaman olmuş
özellikle kıymetli emtia olarak hazinelerin efsaneleri her dönemde her zamanda
şu günlerde bile yerini koruyor ve çeşitli çok akil insanlardan bile zaman
zaman enteresan olayları işitmek medya ve sosyal medya yolu ile öğreniyoruz..
Geçtiğimiz
günlerde gazeteci ve akademisyen sayın ÖMER ÖZKAYA beyin bir yazısını okudum ve
tabi gülümsedim.
Yazının
başlığı ANTALYA ALTIN ları 2 ocak 2017
tarihli GÜNEŞ gazetesinde yayınlandı..
Yazının
içeriğini okuyunca tabiki güldüm kimse yanlış anlamasın meselem kimseyi
inciltmek değil ama içerik açısından maalesef tam bizim çocukluk maceramızın
bugünki versiyonu ama bu benim aklıma bir hadiseyi getirdi dahada güldüm..
Ne
anlatıyor sayın ÖMER ÖZKAYA FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ mensubları 15 temmuz 2016 günü
yaptıkları kalkışma esnasında Marmaris GRAND YAZICI otelde bulunan
12.CUMHURBAŞKANIMIZ sayın R.TAYYİP ERDOĞAN beyefendiyi otelde esir alarak
ANTALYA KEMER bölgesinde daha sonra bulunan ve bir define sahtekarlığı olarak
adli kayda geçen mağraya götürerek orda mağara içinde alçıdan yapılan ve altın
sarısı
renge boyanmış ALTIN KÜLÇELERİNİN önünde resmedilecek ve tüm dünyaya
HAZİNEYİ soydu prokobandası yapılacak ve Antalya kemerde bulundurulan bir yatla
kaçacağı gibi bir senaryo haberler dünya haber merkezlerine geçicek..
Bunu
okuyunca başladım gülmeye şimdi bir çok okuyucum ve PERİSKOP yayınlarından beni
takip eden takipçilerim hatırlayacaktır konuyu.
10
temmuz günü tatildeyim ve sitemizin havuzuna giriyorum METİN( istihbarat
jargonu kod adı) bir arkadaşıma diyorum ya cep telefonuma bir başka bilmediğim
hattan devamlı MARMARİS bölgesindeki ULTURA LÜKS otellerden dört günlük otel
paket fiatı geliyor imkansız derecede ucuz,araştırdım anlam veremedim bana
mesaj atan telefonu arıyorum bana hattı açmıyor.
Metin
bey oteller boş RUS turist yok ondandır diyor.Fakat 15 temmuz 2016 CUMA günü
sabahına kadar geldi.
Tabi
ben metin bey gibi sade düşünmüyorum bu işte bir kıllık olduğunu aklımdan
geçiriyorum.
Hiç
yapmadığım bir şey o gün yani 15 temmuz günü öğlene kadar yüzdükten sonra eve
geldim yemeğimi yedim ve ilk defa gündüz saat 13.30 sularında PERİSKOP yayınına
bağlandım ARAS DAĞLI rumuzu ile,yoğun bir ilgi gördüm ve orda çok enteresan
takipçilerimle ülkede sıkıntılı bir durum var diye açılan konudan darbeye
birileri kalkışırmı konuşmasına giden saat 15.30 kadar bir yayın yaptım.
Zaten
sonraki günlerde bu konuşma aramızda çokça konusu geçti ve o gün biz bu konuyu
konuşmuştuk diye takipçilerimle yayınlarda olayları tartıştık..
Tabi
çocukluktan bugüne yaşadığımız bir çok hayatın içinde olaylarda tuzak kuranlar
acaba çoklumu tuzaklar kuruyor,bir deyim olan BİR TAŞLA ÇOK KUŞ VURMAK hadisesi
gibi DERİN DÜNYALAR içinde insanlarmı var..
1973
yılında gerçekleşmiş EFSANEDEN türemiş çocukken geçen bir tatlı oyunu ve o
günlerin derin dünyasını ve olaylarını, bu kadar benzeştiren acaba o günlerin
notunu tutan BİR BİLENLERMİ var?))
1960
darbesi yargılamaları esnasında darbeye maruz kalan DEMOKRAT PARTİ mensubları
ve dönemin BAŞBAKANI merhum ADNAN MENDERES beyefendi , DIŞ İŞLERİ BAKANI merhum
FATİN RÜŞTÜ ZORLU bey ve MALİYE BAKANI merhum HASAN POLATKAN beyefendilere
YASSI ADA mahkemelerinin GİZLİ celselerinde aynı benzer konulardan bu tip
yargılamalar yapıldığını biliyorum..
EFSANELER
ve onlardan türeyen SENARYOLAR nedense ülkemizde hep aynı, SANAT ve onun
beraberindeki konularda yeni bir şeyler neden üretemiyoruz UFKUMUZ çokmu kıt!))
Herkesin
tekrar dinlence gününü ferah ve eğlenceli geçirmesini dilerim.
DR:)💜
SAYGILARIMLA,
ZEKİ
ARSLAN


































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder