Sevgili
takipçilerim,hepinize iyi bir Pazar günü geçirmeniz dileği ile bu haftaki
yazıma başlıyorum..
Yeniden
tekrar edicem bu dönemde gerekmedikçe TERÖR ve SAVAŞ gibi konuları içerik alan
yazılar yazmıyacam..
Sizleri
zaten bilgilendirmek amacı ile yeteri kadar çalışan insan var.
Tabi
bu sizlerde travma yaşatıyor,bir laf vardır DAMDAN DÜŞENİN HALİNDEN DAMDAN
DÜŞEN anlar normal insan hayatı yaşayanlar birbirlerinin halinden anlıyor biz
normal insan hayatı yaşadığımızdan anlıyoruz.
Özellikle
son dönemde yoğun terörün haricinde insanlarımıza ve hayvanlarımıza karşı
işlenen suçları görüyorum ve TOPLUMDA bu tip yaratıklarla yaşadığımız için
tiksiniyorum,ne diyeyim ALLAHA havale ediyorum.İki lafı ALLAH,KİTAP ve DİN olan
toplumda bunları görünce ne diyeceğimi bilmiyorum BUKOWSKİ diyorum.
Enişte
muhabbeti diye niye yazıya başlık koydum,eniştem geçen hafta merhum gazeteci
HALİT ÇAPIN beyefendinin 2004 yılında yazdığı bir makaleyi bulmuş tesadüf bana
yolladı, daha evvel merhuma bir yazımda kısa değinmiştim yazımın başlığı BETON
SALİH ASKERİ BİLİMLER AKEDEMİSİ rumuzlu yazıydı,bu arda merhum BETON SALİH
beyin mahdumu sayın SEYFİ ECİR mekanımızı en ince detaylarına kadar anlatmışınız
ama sizi anımsayamadım demiş, bu yazımın altına yorum yapmış...
Kendisine beni anımsatıcak bir resim ve yazı yolladım burdanda çok selam ederim.
Tabi
biz kuvvetli babaların çocukları olarak hayata başladık,oda şundan eğitimimiz
erken yaşta başladı.Çünkü babalarımızın özgüveni fazlaydı çok küçük yaşta bizi
her iş konusuna yönlendirirlerdi.
Bu
hadiseleri bilen kompleksi fazla olan
sağda solda bunları konuşan ÜSKÜDARLILAR var, biz doğruları konuşalımda
kompleksleri ortaya çıksın..
Beş
yaşlarındayım çarşı üç yüz metre kadar bir mesafede babam
akşamcıdır,gençliğinde her akşam bir büyük 70 cc YENİ RAKI içer bazen onuda
geçtiği olur, derki ARSLAN bakkal kapanmıştır RAGIP beyin restorantına
git(KARDEŞLER RESTORAN) bir küçük rakı al gel gider alır gelirim.
Tabi
bu gece yollamalar yedi,sekiz yaşında ama bu anlattıcağım olay beş yaşındayken
oluyor.
Güzel
bir ilk bahar günü akşam üstü babam geldi keyifli yav dedi ARSLAN ne olur ne
olmaz sen bir küçük rakı al gel.
O
zamanlar rakı şişelerinin kapağı GAZOZ kapağındandı,şimdiki gibi çevirmeli
açılan kapaklardan değil.
Beş
buçuk tl para verdi gittim bakkala rakıyı aldım,koşarak gelirken ayağım takıldı
düştüm ve şişe kırıldı.
Ağlayarak
koşarak eve gittim kapıyı çaldım evdekiler ne olduğunu sorarken ben
ağlıyorum,benim en güvenli yerim yatağımın altına saklandım.
Annem
babam oğlum ne oldu çık ama çıkmıyorum babam dedi ZEKİ rakı nerde benden ses
yok,en sonunda kapı çaldı apartmanın hizmetlisi HÜSEYİN ağbi meğerse kahvede
oturuyormuş benim o halimi görmüş arkamdan gelmiş durumu babama izah etti.
Tabi
babam güldü para verdi bir RAKI al diye rica etti,hüseyin ağbi gitti aldı geldi.
Tabi
o arada babam annem beni avutup dışarı çıkarttılar ben rahatlayınca şöyle olaya
bir YORUM yapmışım babama sorarak.
Baba
rakıyı kırdığım yerde KARINCALAR vardı onlar SARHOŞ olmuşlarmıdır.Bu yoruma ailem
evde yerlere yatarak gülmüşler hep anlatırlardı.
Tabi
çok düşkündü babam bana bende biraz garip çocuktum ilk katımızda AP partisi
BURDUR milletvekili oturuyor kızları HANDAN ile NALAN ben üç yaşındayım
kızdırıyorlar evin camından beni, taşı alıp attığım gibi camı aşağıya indiriyorum.
Tabi
annem duyunca babama telefon ediyor babam camcıyı çağır taktır camı, akşam ben
gelir parasını veririm demiş...
Tabi
bu üç yaşında ilk vukuatım olunca babam çok sevinmiş tüm çalıştığı yerdeki
insanlara kahve ısmarlamış OĞLUM CAM kırdı diye.
Yaşım
yine yedi sekiz gibi bulunduğumuz sokağın en sonu(eski adı BAŞAK sok) denize
bakan çıkmaz tarafında birkaç arkadaş top oynuyoruz asfaltın üstünde taştan
minyatür kalelerde.
Bahçe
katından bir adam bağardı ARSLAN bir baksana,koştum gittim yanına,camdan kibar
fakat davudi bir ses tonu ile evlat dedi bana bakkaldan bir tane büyük KONYAK
alırmısın.
Peki
amca dedim parayı aldım bakkala yola koyuldum.Bizim çocukluğumuzda mahallede
bir büyük bir ricada bulunursa hemen onun işine koşulur yerine getirilirdi.
Bu
beyfendinin kim olduğunu bilmiyorum ama konyağı gittim aldım geldim,çok hırpani
giyimli saçı sakalı birbirine girmiş bir kişiydi.
Birde
yaz sıcağında gündüz sabah vakti KONYAK gibi bir içkiyi içmesi beni çok
şaşırtı,ALKOL kültürünü bildiğim için bana garip geldi..
Aradan
yıllar geçti öğrendikki bu bey hırpani olan, gazeteci sayın HALİT ÇAPIN beyefendiymiş,
merhumun mekanı cennet olsun…
O
aralar bizde artık bıyıklar terleyince içmeye başladık bira şarap gidiyoruz
ince ince.
İlk
zamanlar BİRA içiyoruz o yıllarda içkiye
öyle başladık,rahmetli BETON SALİH ağbinin mekanında fıçı bira satılıyor.
Fıçı
biranın tek olduğu yer bahçeside var ASMAALTI,bir yerden asmaaltında serinleyip
buz gibi biraları fındık fıstık çekiyoruz bir yerden caddeden geçen yosmalarıda
kesiyoruz.Biliyorsunuz türküsü var ASMALARDA ÜZÜM YOSMALARDA GÖZÜM diye aynı o
moddayız.))
Rahmetli
HALİT ÇAPIN ağabey bazen denk gelir yine o bakımsız hali saçı sakalı karışık
koltuğunun altında gazete dergi, yanımızdan geçerken ASLAN lar nasılsınız diye
selam verir sağol ağbi deriz,bana bakın HERGELELER der bu alkol deninen meleti ağzınız ile için,şişede durduğu gibi
durmaz adamı madara eder der gülerek takılır.
Arkasından
ekler duyuyorum aşşağıda SOSYAL TESİSLERDE kafayı bulduktan sonra dağıtıyormuşunuz
ortalığı, güleriz ağbi mağbi.
Gider
onların rahmetli salih ağbi ile gurupları var kim erken gelmişse SALİH ağbinin
barının etrafında sohbete ve alkole başlarlar sessiz sesiz muhabbetlerini
yaparlar.
Yıllar
böyle geçerken kendi biyografisi olan BAY ALKOLÜ TAKTİMİMDİR kitabını seneryoya
uyarlayıp FİLME çekme kararı alınca,o yıllarda TV1 de dizi olarak oynuyacak,HALİT
ağbinin en çok vaktini geçirdiği yer olan BETON SALİH ağbinin mekanı dizide
kullanılacak,salih ağbinin artık köhnemiş mekanını film başlamadan evvel
tadilat kararı aldılar ve tadil ettiler..
Mekan
tadil edilince DİZİ çekilmeye başlandı ve bitirildi hemen kısa zaman içindede
TV1 kanalında gösterime girdi yıl 1986 zaten o yıllarda TÜRKİYE de iki kanal
vardı başkada kanal yoktu..
Dizi
çok tuttu o yıllarda kendinden söz ettirdi.Aradan bir zaman geçtikten sonra SALİH ağbinin mal sahipleri mekanın olduğu yere bina yapmak
için salih ağbiyi 1990 lı yılların ortalarında tahliye ettiler ve mekanı yıkıp
gerçekten yeni bina yaptılar,tarihi olayların ve insanların geçtiği yılların
BETON SALİH ağbinin yerinde şimdi bir BANKA var..))
Birkaç
yıl evvel namı değer BETON SALİH ağbiyi kaybettik,2006 yılındada sayın HALİT
ÇAPIN ağabeyi kaybetmiştik hepsinin mekanları cennet olsun,unutulmasınlar
geriden gelenler bir şekilde yaşatmaya çalışsınlar..
O
yıllarda mahallede içki içecek iki yer var maalesef şu anda hiç yok bir
KARDEŞLER RESTORANT biride BETON SALİHİN yeri.
Kardeşler
restorantın konumlanması mahallenin milli kesimine hitap eden bir mekan, BETON
SALİH ağbinin yeri BEYNELMİNEL kimliğe sahip ve açık bir konumlanmada.
.
Kardeşler
yaşıyor ama mekanı başka bir yere taşıdı ve artık meyhane ve restorant konumundan
çıkıp PİDE ve KEBAB salonu olarak hizmetini devam ettiriyor..
O
yıllarda biz ve ağbilerimiz AKINCILAR gibi ya kardeşler restorant,ya beton
salih,yada sosyal tesislerin lokantasından çıkar İSTANBUL merkeze alemlere
akmazsak doğru son muhabbet yeri ÇINAR OTELİN sabah beşe kadar açık olan
DİSKOTEĞİNE gideriz.
Gece
mahallenin tüm bıçkınları ve abla kız kardeşleri bir şekilde orda olur,sabah
beşte kapanış müziği olarakta rahmetli FECRİ EBCİOĞLU beyin BAK BİR VARMIŞ BİR
YOKMUŞ şarkısı ile bitirirler eğer müşteri
kalkmıyorsa BERKANT tan birde SAMANYOLU patlatıp geceyi o şekilde bitirirler..
kalkmıyorsa BERKANT tan birde SAMANYOLU patlatıp geceyi o şekilde bitirirler..
Yine
böyle bir gece yıl 1985 , KARDEŞLER(RAGIP AĞBİ) mekanından kalktık merhum HİKMET
ağbi CAZZ barın sahibi, merhum MUAMMER KARACA beyin mahdumu rahmetlik MELİĞ
ağbi mali şubeden emekli polis TUNCER ağbi
ve ben kalktık gittik ÇINAR otelin diskoteğine.
Bir
baktık ekipten daha evvel bir macerasını yazdığım KİKİ ENDER ve adaş COVANNİ ve
hikmet ağbinin kardeşi Ergun ağbi oturduk onların masaya..
Sohbet
muhabbet gidiyor sabaha karşı gün aydınlanmadan bayağı bir alkollüyüz sarhoş
kalktık BAKIRKÖY İNCİRLİYE işkenbeciye gidiyoruz..
İki
araba tam havalimanı istikametine geçerken bir baktık HAVA HARP OKULU
lojmanlarının önünde iki araç kafakafaya duruyor etrafında birileri koşturuyor.
Hemen
önden hızlandım, yan koltuğumda KİKİ ENDER oturuyor son surat ters yola girerek hızla
kaza zannettiğimiz yere doğru gidiyoruz.
Kaza
zannettiğimiz yere ulaştığımızda yardım için bir indim araçtan arkadada ikinci
bizden olan araba bir anda çalıların
içinden beş altı kişi ellerinde makineli tabancalarla bir çıktılar ben ne
oluyor derken bir dipçik yüzüme yedim,tabi bir anda dekman olduk bir kargaşa
bağırmalar,anlaşıldıki meğerse SİYASİ ŞUBE yolu kesmiş teröristler geliyormuş
onun için pusu atmışlar..
Polisler
anladılar bizi acele ile gidin,gidin herkes arabalara bindi ama KİKİ ENDER yok
elinde APRON SERBEST giriş kardı HAVALİMANINA o zaman orda çalışıyor, yazarken
bile gülüyorum ÇELİK YELEKLİ POLİSİN MP-5 makineli tabancaya yapışmış bunu ben
alıcam sana tabancan yeter diyor teröristlerden kimler geliyor ASALA mı diyor,
biz polisin üstünden alamayınca polis arkadaşlar sağlı sollu çalışarak arabaya
KİKİ ENDERİ rahmetliyi koydular ve biz geldiğimiz gibi tam surat dönerek kaçarken
çatışma başladı..
İlerde
döndük KİKİ ENDER inidirin beni gelmiyorum sizle diye CAZ yapınca TREN
köprüsünün orda indirdik yüksekçe bir yer hadi bana eyvallah dedi
kayboldu,dedik heralde kestirme olsun diye tren raylarını geçip eve
gidicek,çektik gittik..
Biz
işkenbeciye gittik çorba,kelle,kokoreç FİKS MENÜ yapıp dönüp evlere dağaldık..
Ertesi
günü sosyal tesislerde oturuyoruz
rahmetli KİKİ ile beraber çalışan arkadaşımız MİNÜR geldi,babalar dedi
KİKİ den haberiniz varmı,dedik dün gece böyle böyle oldu arabadan indi gitti
işe gelmedi merak ettim dedi.
Bir
ertesi günüde işe gelmemiş MİNÜR yine gelmedi dedi ,ama sonraki gün KİKİ ENDER bir geldiki
kafa,kol darma duman..
Ender
dedik ne oldu şaşkınlıkla ,hayırsız herifler beni orda bıraktınız. Herkes dedi
sen gittin eve gidicem diye CAZ yaptın.
Meğerse
meseleyi anlatınca anladıkki durum felaket tren köprüsünün orda hadi bana
eyvalllah dediya, meğerse ordan 20 mt yükseklikten aşağıya düşmüş yuvarlanarak
ve rayların hemen kenarında sızmış.Allahtan rayların üstüne düşmemiş kenarda
kalmış.
Diyorki
sabah bir büyük gürültü ile uyandım ALLAHIM demiş herhalde öbür taraftayım.Tren
geçip beş dakika sonra nerde olduğunu anlayıp kafayı gözün dağaldığını
anlayınca yavaş yavaş yerinden kalkıp hastaneye ordanda eve gelmiş yatmış.
Kimseyede
haber vermeyince evde telefonda yok kendi gelip hadiseyi anlatınca durumu
anladık..
Tabi
rahmetli KİKİ ENDER*E polislere ne yaptığını anlatınca bu sefer vallahimi diye
şaşkınlıkla oda bize soruyor,biz katılarak gülüyoruz.))
KARDEŞ
MAKİNALIYI BEN ALAYIM TABANCA SENDE KALSIN TERÖRİSTLER KİM SEN ONU SÖYLE ASALA
mı!)))))))
ENİŞTE istihbaratı ile elime geçen merhum HALİT ÇAPIN ağbimizin 2004 yılında
yazdığı bir yazıyı aşşağıda ekte sunarak sizlere mutlu bir Pazar günü
diliyorum..
Güzel İnsan Halit Çapın'dan

Rakı konuşa konuşa yudum yudum içilir
Ve yine bugünlerde, yine rakıya dair ayrı bir tartışma gazetelerde... Birileri rakının kokteylini yapmışlar ve bazılarında bu rakı kokteyline methiyeler.. Rakının üstüne kuma getirmek gibi bir şey bu yaptıkları... "Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı..." bir işler... "Manda yuva yapmış söğüt dalına.../Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü?" gibi bir makaralar... Rakının gerçek meclisinde "rakı kokteyli" diye bir şeyden söz etseniz, başka bir şey yaparlar mı bilemem ama en azından döverler... Her işin bir adabı, erkanı var...
RAKI ZAHMET İSTER
Ben o ligde oynamaya başladığımda, rakının iki takımı vardı... Biri Kulüp Rakısı, diğeri Yeni Rakı... Babalar, Yeni Rakı içerlerdi, paralılar Kulüp... Altınbaş Rakısı'nın çıkışı çok sonralarıdır... Efe Rakısı'nın ardından, sırada "Çilingir", "Sarı Zeybek" rakıları varmış diye duydum... (Şimdilerde de tam zamanıdır hani... Palamudun, lüferin, rokanın eli kulağında hani...) Rakı, iyi hoştur da zahmet ister... Muhabbet ister... Zaman ister... Meze ister... "Şarapçı Pano"da, 14 numara şarap içer gibi içilmez... O saygı ister... Yol-yordam bilmek ister.... İçmesini bilmeyeni, sürüm sürüm süründürür... İsmini unutturur... Yolu yok, onun karşısında haddini, hesabını bileceksin... Rakının kokteyli imiş... Rakı öyle ayakta, iki dakika içinde yudumlanacak içkilerden değildir, bir ritüeli vardır... Bakın bizim mizah yazınımızın ustalarından "Akbaba" dergisinin sahibi Yusuf Ziya Ortaç, nasıl anlatır rakı içmeyi; işin içine Ahmet Rasim üstadı da katarak: ("Bu akşam gün batarken gel.../Sakın geç kalma erken gel..." işte o Ahmet Rasim...) "Çok yıllar önce güzel bir bahar akşamı... Büyük Millet Meclisi'nden çıktık... Anadolu Külubü'- nün mermer holünde Falih Rıfkı Atay ile karşı karşıya oturuyoruz. Önümüzde bir tabak fıstık, iki kadeh rakı var. Oradan geçen Kayseri Mebusu Ömer Taşçıoğlu, şöyle bir bakıp 'Garson' dedi. 'Beylere iki marul getir benden' ve ekledi: Hiç yakıştıramadım sizlere. Bu mevsimde fıstıkla rakı içilir mi?" Hakkı vardı adamın, tabii içilmezdi. Yokuşumuzun ünlü yazarı üstat Ahmet Rasim, ömrü boyunca iki şeyi elinden bırakmamaştı: Kadehi ve kalemi.... Bir gün: "Rakı nasıl içilir size anlatayım" demişti. "Önce unutmayın, rakının kendisinden çok meclisi güzeldir. Tek başına oturup rakı içilmez. Birkaç gönül arkadaşı, kafa arkadaşı olacak. Sonra rakı öyle bir saatte lıkır lıkır içilip kalkılmaz. Sohbeti üç saat, dört saat, hatta beş saat sürecek en azından. Konuşa konuşa, yudum yudum içeceksin. Rakı, mutlaka su ile içilir. En azından güzeli bir ölçü rakı, bir buçuk ölçü sudur. Meze mevsimin meyveleri olacak. Kışın elma, portakal, mandalina. Yazın kavun, çilek, vişne, hıyar, domates ve illa beyaz peynir. Bitti mi? Hafif bir sıcak yemek. En iyisi yağsız ızgara et...." Gazetelerde küçük haberler olarak gördüm. Irak, şu "ateş dansı günlerde" TIR'lar dolusu rakı ithal ediyormuş bizden. İyidir, yürek yapar. Amerikalı'yı bozar. Yafu "Amerikalı" dedim de:
AMERİKALI....
Yeşilyurt'ta, Beton Salih'in meyhanesine yanladığım günler... Bir Amerikalı ile tanış oldum... Tom diye biri... Asıl Kızılderili... Deyyus, her takılışında bir şişe viski açtırıyor... Yanına bira söylüyor. Çekme bira... Arjantin dediğimiz bardaklarda. Üç bardak bira ile bir şişe viskinin yarısını hop ediyor üç-dört saatte... Sanırsızın su içiyor... İmdi o dükkanda ben kulunuzun da gradosu var. "Ağır içicilerden..." diye nam yapmış, o konuda bayrak taşımışız. Bir şey değil, kariyerimiz sarsıntı geçirecek... Hayır, bu bir de şu Amerikalı o içkisini içiyor "Tık..." demiyor. Cambaz et, çıkar tele, yerin üç metre üstünde kurban kessin... Ula, "Amerikalı içer de Türk içmez mi?" deyip soysuzlaşarak aynı numaraya zatım da yazıldı. Viski- bira içmiş hoş. Helal... Amma velakin bu viski denilen kaltak, fena para yiyiciydi o günler... Gecelerden bir gece: "Yafu Tom, may diir firend..." dedim "Yafu, Tom, anana, bacına, uçanına, kaçanına, eşiğine, beşiğine sövdürme. Adam gibi bir rakı içelim. Sen ki Kızılderili'sin, kaptırmışsın Manhattan Adası'nı üç dolara beyaz Amerikalı'ya, sana ne kor arkadaşım..." Tom onayladı. Bahçede bir ağacın altında üç-dört kopuk daha bir rakı masalı ki, evelallah Türk'e yakışır cinsten... Bu rakının "acemi çük tayfasına" vurgunu, üçüncü dubleden sonra olur. Yine öyle oldu. Dördüncü dublenin sonunda Tom, Türkçe konuşmakta... Dört duble rakı yutup Türkçe öğrenen Amerikalı... Dört bin derste, FBI, CIA'de dört senede öğretemezsin, dört dublede Türkçe öğrenen, hem Kızılderili, hem de Beyaz Amerikalı, bizim Aksaray ağzıyla "Ahh ulan ahh, içim yanıyor kardeşler" diye naralanmakta... Demem o ki rakı, ağır kabadayı, kodu mu oturtan bir içkidir. Kokteyle filan gelmez. Yoksam Urfalı Hüseyin'in dediği gibi: "Rakı içmişem abey... Çok içmişem... Hem üstüme kusmuşam, hem altıma altıma sıçmışım abey..."
Halit Çapın (Eylül 2004 / Takvim)
DR:)
Ne olucak halimiz?))
SAYGILARIMLA,
ZEKİ
ARSLAN..

































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder