Sevgili
takipçilerim hepinizin Pazar gününün mutlu geçmesi dileği ile.
İstihbarat
ana dallarından ve çok önemli olan stratejik istihbarat yani geleceğe dönük
çalışmalar kişiler,kurum kuruluşlar için çok önemlidir.
Stratejik
istihbarat yapan devlet güvenlik teşkilatları tabiki çalışmaları esnasında bir
çok dosyaya ve konuya vakıf olurlar.
Bunların
bir çoğu tabiki ülkesini ilgilendirdiği gibi başka ülkeleri çoğul olabilecek
şekilde ilgilendirir…
Bazı
özellikle ASKERİ ve SİVİL devlet istihbaratı içinde bu dosyalara vakıf olan
görevliler bu dosyalardaki bilgilerden ve dosyanın içindeki bazı önemli merkezi
yerlerden GÜÇ oluşturur ve bu gücü kendi hücresel gurupları içinde kendi
etraflarını ve yakınlarına maddi imkanlarla donatıcak konumlamaya getirirler.
İşte
bazen şehit olarak önünüze gelen bazı kimseler bu işlere taş koyabilecek en
yakın arkadaşlarınıda katledicek duruma gelebilirler geliyorlar.
Tabi
bu konular zaman içinde devletin başına gelen veya oraya gelmesi sağlanan
güçlerlede çeşitli şekillere sokularak konular her zamanki seyrinde götürülür
zaman zaman olabilecek aksaklıklardada bunlar çeşitli ÖRTÜLÜ şekillerde önünüze
gelir.
Sanırım
konuyu az çok tekniğini verdim aslında çoğunu vermek isterimde olmuyor,banada
kızıyorlar elimden gelen bu…
Şimdi
ülkemizde son dönemde yapılan bazı
çalışmalar zannedildiği gibi kısa dönemli çalışmalar değil çok geçmiş
tarihlerden günümüze gelen hadiseler.
Bunlarda
çok MİLLİ söylem tarzında tezahür eden hadiseler aslında olsada , gerçeklikle
uzaktan yakından ilgisi yok..
TEŞKİLATI
MAHSUSA yıllarına dönüyoruz diye bugünleri 1.dünya harbi yıllarındaki hale
benzeten gazeteciler var ,evet doğru söylüyorlar ama o doğruları söyledikleri
halde bile gerçekleri görmeyip yanlış güçleri destekliyecek şekilde haberler ve
kamuoyu oluşturuyorlar.
Bu
onların kendi bileceği işler basın ve medya onların, devletide şeçilmişler
yönetiyor şeçilmişlerin işine karışmak bizim haddimiz değil.
Benim
işim sadece kendi doğrularımı sizlere aktarmak ve kendi haklarımı korumak.
Tabi
bu arkadaşlar ve ideolojik çevreleri SEFERBERLİK yapısı içinde bizim için
savaşmıyor,kaçıyor vs laflar söylüyorlar,gülüyorum…
Birincisi
ben mevzide ARKADAN adam vuran insanlarla(ırkı,dini,ideolojisi,milliyeti farketmez)
aynı safta savaşmam.Çünkü arkadan adam vuran, sonrada vurduran dün bunu
yapmışsa yarında yapıcaktır,ondan sonrada yapıcaktır…
İkincisi
inanmadığım bir savaşıda yapamam ben çünkü bu savaşın ideolojisine ve
stratejisine inanmıyorum.
Kaybedilecek
bir savaşın merkezinde kimse bulunmak istemez.
Korkmak,titremekten
değil mesele artık bu konulardan TİKSİNMEKTEN.
Bir
dönem sonra artık söz söyliyecek ve yazı yazıcak durumumuz olmayabilir hatta
bunları yapabilsekte artık havada bir şeylerin uçuştuğu dönemde SÖZLERİN ve
YAZILARIN hiçbir değeri kalmaz.
Kendi
doğrularım ve fikirlerimle düşünüyorumki
yaptığınız veya size yaptırılan hatalardan dolayı bu COĞRAFYA ve DÜNYA
bunun bedelini umarım ağır ödemez.
Stratejik
istihbarat yapabilmen için çok kritik ve kozmik yerlerde bulunman lazım size
kısa geçiyorum ben bulundum ve şunu gördüm BATI ve NATO sistemini o kadar iyi
kurmuşki yaptığı planlama ufak aksaklıklarla çok iyi derecede TÜRKİYEDE
sağlıklı işliyor.
Dünya
tekrar kutupların üstüne oturuyor bu kutupların üstüne otururken ülkemin durumu
ne olucak bunu söylemeyip soru işareti şeklinde bırakmak bana yakışan hareket olur???
Av
ve avcıya gelirsek çok değişken oluyor ANGLASAKSON gücü SİYONİST yapı ile
birlikte ülkemizde sistemi çok iyi kurmuş fakat kullandıkları malzeme maalesef kaliteli
olmadığı için AV peşine düşen AVCI zeka seviyesi entelektüel birikimi ve
kendine güveni özellikle devlet kozmik gücü taşıdığı gibi bu
ANGLASAKSON,SİYONİST yapıyada sırtını dayadığı halde, çok fazla güven STRATEJİK
çalışmalarda tarihi hatalara ve sızmalara dönüşebiliyor aslında onların günlük
çalışmaları stratejik uzun soluklu maratonda adeta ÖRÜMCEK AĞI nın tümünü
tepeden işin içine değişik kapıdan giren kimselere gösteriyor…
Burda
hadiseleri gördüğün zaman şu günki yaşadıklarımız AKDENİZİN ülkeme kapalı bir HAVA ve DENİZ koridoruna
her an dönüşebileceği SURİYE deki iç savaş ve TÜRKİYE nin MUSUL daki girişimi
ile BAĞDAT merkezli TÜRKİYE karşıtlığı bir anda ve en önemlisi RUSYA ile çıkan
kıriz…
Derin
devlet dehlizlerinde BATI kanatı ülkelerden alınan sözlerle bu kuşatılmışlığın
kaldırılacağının sözü alınmış olsa bile AVRASYA gücüne karşı, ben inanmıyorumki
BATI devletleri başta ANGLASAKSON İNGİLTERENİN verdiği sözler ve garantileri
işine geldiği zamandan sonra trene makas değiştirip kendi bildiği yola treni
sokucak.
TEŞKİLATI-MAHSUSA
kurulduğu dönem itibari ile kahramanlıklarla evrilsede sonuçta
İMPARATORLUKLARIN yıkılmasını önleyemedi basında bunları başarı olarak
gösterenler sanırım tarihi çiklet patlatarak okuyorlar.
Kahraman
olarak tarihe mal edilmek istenen ENVER PAŞA dan başlayarak gelelim ŞEYH ŞAMİL
destanına ordan ÇEÇEN kahramanı ilan ettiğiniz CAHAR DUDAYEV e hepsi yenilmiş
orduları ağır bozgun almış komutanlar sadece mertliklerinden asilliklerinden
söz edebiliriz ama DESTAN yazmak karşındaki gücü yenmekle onu devirip orda bir
yeni büyük sayfa açmakla olur…
Onun
içindirki büyük nutuklar,büyük laflar ve hamaset duyguları ile stratejik
çalışmalar olmaz.
Güç
ve tüm bu konuları koordineli götürmek ve gerçek reel stratejiler oluşturmak
gereklidir,yoksa emekle milletin teri kanı ile geldiğin noktada gerçek anlamda
güç oluşturup savaşmasan bile diplomatik ortamda ve günlük uluslararası yaşantıda
dosta güven düşmana caydırıcı korku veremeden başarılı olamazsın.
1.Dünya
harbinde müttefiğimiz ordumuzu teslim ettiğimiz almanya ile beraber yaptığımız
hatalar 100 yıl içinde bitmeyen bir
ermeni teşhiri konusunu tüm dünyada MİLLETLER BİRLİĞİNDEN başlayarak şu ana kadar bir SOYKIRIM hadisesi olarak zaman
zaman önümüze getiriyor.
Umarım
bugünün derin merkezleri çağın şartlarına ve alışılmışlıklarına uyan hadiseler
içinde bulunmaz bu içindeki ANGLASAKSON ŞEYTANINI kontrol edebilir başımıza
uluslararası sorun açacak hadiselerden ülkemizi uzak tutarlar.
Evet
arkadaşlarım yazılarım biraz şifreli olarak sizlere geldiği için tekrar özür
dilerim ve bir hikaye ile yazımı bitirmek isterim.
Bir
uzak diyarda bir köylü adam karısı ölünce öksüz kalan oğlu ile beraber
yaşarlarmış.
Adamla
çocuk hergün tarlaya giderlermiş bu gittikleri zaman adam bir yılanın mağarasının
başına gider bir yılanla hasbial eder ,o yılanda ona bir altın verir sonrada
selamlaşıp ayrılırlarmış.
Birgün
adam hasta olmuş paraları yok oğluna demiş ben kalkamıyorum sen git benim
yılana selam et durumumu söyle sana bir altın vericek al gel.
Çocuk
yola çıkmış yolda giderken aklına şu gelmiş biz her gittiğimizde bu yılan bize
bir altın veriyorsa bunda ne büyük hazine vardır ,iyisimi ben buna
yaklaştığımda bunun başını TAŞ ile ezeyim tüm hazineyi alayım.
Gitmiş
yılanın yuvasının başına yılana durumu anlatmış, yılan altını almaya gitmiş
döndüğünde çocuğun TAŞ ile saldırısına uğramış ama sıçrayınca TAŞ KUYRUĞUNA
çarpıp koparmış ama yılanda çocuğu sokup öldürmüş.
Bu
durumu öğrenen köylü çok üzülmüş ölen oğlunamı üzülsün,yılan gibi bir dostunu
kaybetti onamı üzülsün kaybettiği yılandan altınlaramı üzülsün düşünmüş durmuş.
En
sonunda karar almış gideyim yılanla konuşayım barışalım olan olmuş zaten
kabahat oğlumda demiş içinden.
Gitmiş
yılanın yuvasının başına yılan çıkmış demiş
yılan kardeş olan oldu, kabahat benim ölen oğlumda senden özür dilerim gel
barışalım.
YILAN
bir içini çekmiş ve şöyle demiş.
Bak
köylü kardeş BENDE BU KUYRUK ACISI SENDEDE BU EVLAT ACISI olduğu müddetçe biz
artık dost olamayız var köyüne git demiş…
HEPİNİZE
TEKRAR İYİ PAZARLAR.
SAYGILARIMLA,
ZEKİ
ARSLAN.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder