25 Şubat 2017 Cumartesi

HAVADA S RÜZGARI VAR…

                               HAVADA  S RÜZGARI VAR…
                           

Sevgili dostlarım mutlu bir Pazar günü geçirmenizi umarak yazımı bu hafta değişik bir konu olan SAVUNMA SANAYİ ve SİLAHLI KUVVETLER  için çeşitli SOFİSTİKE silah sistemleri ve tarihten bugüne gelen bazı konular ile ilgili sorunları ele alıcam…
Yazılarımda genelde eleştirel olucak çünkü eleştirilmeyen veya suçlama yapılmayan her konu eninde sonunda ya eksik gedik tamamlanır veya başarısız olur..
Özellikle SAVUNMA sanayimiz ve SİLAHLI kuvvetler ile ilgili bir çok yazı yazdım geçmişte, bunlardan biride 16.1.2016 tarihinde GÖKLERİ KUŞATILMIŞ TÜRKİYE başlıklı yazım.
TÜRKİYE nin  jeostaratejik konumunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz tüm dünya devletleride bu konuda aynı düşüncelerde. Ülkemiz üstünde bu geldiğimiz günlere kadar milyonlarca oyun oynayarak bize zor günler yaşatan içte ve dışta bedbahları gün ve gün görüyoruz  izleyerek yaşıyoruz..

Tabi bu geldiğimiz noktalarda önce bizi yönetenlerin tarihi hataları sonrada bizim millet olarak hiçbir şeyi sorgulamadan hareket etmemiz bizi çok kuvvetli bir devlet iken şuanda zor günlerden geçmemize sebeb oluyor..

Savunma sanayimizin ve silahlı kuvvetlerimizin  eski tarihlerden itibaren halkımız tarafından bilinmeyen bir çok  gizli çalışmaları var. Bu çok iyi
                                      

 niyetli çalışmaların DERİN DEHLİZLERDE savaşları başka yabancı ülkeleri içine alan ve bir çoğu ÇOK GİZLİ raporlar içinde kalan konular,olaylar ve yeri geldiğinde çok kanlı hadiseler olaylar var..


Bugün size TÜRK HAVA KUVVETLERİNİN en önemli ihtiyacı HAVA SAVUNMA filolarımızın olmazsa olmazı UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA FÜZELERİ konusundan bahsedicem ve bunla birlikte dünyada bu konularda bizi çok zorlayan devletleri anlatıcam ve yaptıkları SAVUNMA SANAYİMİZE saldırıları izah edicem…
Öncelikle ABD (AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ) 1960 lı yılların başında aynı anda kendi kullanımında çok yeni olan NIKE kod isimli uzun ve orta menzile sahip iki farklı  hava savunma sistemini(HERCULES ve ZEUS)
                                     
    

 bataryalar halinde vererek ülkemizin HAVA KUVVETLERİ FÜZE KOMUTANLIĞINI  oluşumunu sağladı.
Uzatmıyacam bu konuyu çok geniş anlamda  geçmişte kaleme aldım, 1961 yılında  çağının modern hava savunma füzeleri zaman ile günümüzde yakın zamanda eskidi.
Fakat ABD o tarihlerden sonra gelişen ORTADOĞU POLİTİKALARI ile nedense yeni modern  HAVA SAVUNMA FÜZE sistemlerini vermek istemedi TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE..
                           

Bu gelişime komşumuz Yunanistan hiç sıkıntı çekmeden öncelikli tedarikçisi ABD ve diğer silah üreten devletlerden karşılarken ABD devleti bizim başka  ülkelerden bu sistemleri karşılamamızın bile önüne geçti..
                              

Yine komşumuz İRAN, ŞAH RIZA PEHLEVİ döneminde modern  HAVA SAVUNMA sistemleri ihtiyacını ABD den karşıladı.
                               

1952 yılında NATO ya üye olduktan sonra halkımızın bilmediği o kadar çok gizli anlaşmalara imza koyduk buna MADENLERİMİZDEN tutunda komşumuz SSCB(SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİNDEN) teknoloji transferi ve silah sistemleri almanın yasak olduğu maddelere kadar bir çok yaptırımı olan anlaşmalara imza attık.
Hal böyle olunca özellikle uzun menzilli hava savunma sistemlerinde çağın gerisinde kaldık..
1.KÖRFEZ kirizi günleri gelince AMERİKA özellikle yeni PATRİOT uzun menzilli balistik füzelere ve uçar hedeflere etkili olan gelişmiş bir sistemi  İSRAİL ve TÜRKİYE de kendi konuşlandığı bölgelere yerleştirince bu yeni sistem füzeler bir anda dünyada aranan fenomen  silah sistemleri oldular.
Ülkemizin bu konuda istekli olan YETKİLİLERİNİN  bu sistemleri alma arzusuna, ABD yine ayak sürterek vermedi fakat komşumuz Yunanistan bunları ister istemez  1993 yılında ABD den  aldı ve kendi FÜZE ÜSTLERİNDE bu sistemleri konuşlandırdı…

Kısacası ABD devleti SOFİSTİKE UZUN MENZİLLİ  HAVA SAVUNMA FÜZE sistemlerini vermekte ülkemize hep ayak sürüdü.
Yıl 2003 5. Filo Sarıyer hava savunma füze üstünde bir ziyaretim olmuştu,ABD den  hibe olarak gelen HAWK füzelerinin tadilat planları hazırlanmış,füzelerin intikali bekleniyordu o günlerde..
Hawk sistemi bize intikal ettiği 2003 yılında artık emsallerine göre modernitesini kaybetmiş hava savunma füzeleriydi düşünün komşumuz yunanistana 1980li yıllarda ABD tarafından verilmiş İRANA ise 1970 li yılların ortalarında teslim edilmişti.

NATO ve bölgemiz içindeki  komşu ülkeler ile ilişkilerinde,  ABD bize savunma sanayinde  her konuda GAYRI MEŞRU ÇOCUK muamelesi yapıyordu..
Tabi SOĞUK SAVAŞ bitip BERLİN DUVARI yıkılınca artık KOMiNİZİM denilen ideoloji büyük ölçüde dünyada silinip gitti.
Artık SSCB yıkılmış yerine kapitalist serbest ticaret ile ülkelerini dizayn eden yeni bir ülke var, RUSYA FEDERASYONU..
Tabi SSCB mirasçısı RUSYA FEDERASYONU ordusu çok kuvvetli olduğu gibi savunma sanayi ve uzay,havacılık konusunda rakibi AMERİKADAN kat ve kat üstün sistemlere ve bunları üretecek AĞIR SANAYİYE sahip…
Rusya ilk planda kapitalist sistemde ENERJİ satışının yanında SİLAH SANAYİ ürünlerini ihraç edemediği ülkelerede artık rahat bir şekilde ihraç etmeye başladı…

1992 AKKA anlaşması ile iki ALMANYANIN birleşmesinden ALMANYA devletinin silahlı kuvvetleri envanterine giren çeşitli SSCB yapısı konvansiyonel silah sistemleri ve araçları bu anlaşma ile NATO nun kanat ülkesi TÜRKİYE ve YUNANİSTANA hibe şeklinde gönderilerek bu iki ülkenin silahlı kuvvetlerinede ilk defa SSCB şimdiki RUSYA FEDERASYONU menşeli malzeme girmiş oldu..
Tabi  kısa zaman içinde bu malzemenin yedek parça ihtiyacı belirince TSK çeşitli şekillerde RUSYA FEDERASYONU ile bu konularla ilgili temasa geçti.
O dönemde SSCB ile ülkemizde nadir ticaret yapan değerli işadamı sayın ALİ ŞEN beyefendi ilk defa JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞINA 20 adet Mİ-17 genel maksat helikopteri  için satış anlaşmasına aracılık ederek  mukavele imzalayıp helikopterleri teslim edilince bu konuda ilk girişimi sayın ŞEN başlatmış oldu.

Dönemin  MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI DIŞ TEDARİK başkanı (merhum) tüm.general C.K paşa rusya federasyonuna yaptığı ilk ziyaret ile heyet halinde RUSYA ve TÜRKİYE arasındaki savunma sanayi ve bu konularla ilgili ilk ciddi anlamda resmi görüşmeleri başlattı.
Tabi konu savunma sanayi olunca mecburiyetten kısıtlı bilgi aktarımı yapabiliyorum..

Bugüne geldiğimizde 1993 yılından 2017 yılına kadar olan süreçte SOFİSTİKE YÜKSEK TEKNOLOJİ içeren silah sistemlerini tedarik etmemiz kamuoyuna yansıyışı şekli pek suyun altındaki vaziyet gibi olmamış özellikle gelişmiş silah sistemlerini tedarik veya ortak üretim şekilleri istenilen gibi gelişmemiştir..

Özellikle UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA FÜZELERİNE en çok ihtiyacı olan ülkeyiz fakat bu konuda etrafımızdaki ülkelere baktığımızda sınıfta kaldığımızı anlıyoruz.
RUSYA federasyonu HAVA SAVUNMA FÜZE sistemlerini üretmekte ve bu konuda dünyadaki tüm rakiplerinden çok ileri düzeyde teknolojiye sahip bir ülke.
S- kodlaması ile başlayan ve en son Yunanistan ve İRAN gibi ülkelere bunları satan RUSYA bu sofistike sistemleri dünyada çok farklı ülkelere sattığı gibi aynı zamanda bunların kullanımı için uzun süreli danışmanlık hizmeti vermektedir..
1999 yılında APO operasyonundan birkaç hafta önce aslında NATO üyesi olan YUNANİSTANIN yapılan anlaşmalarla bu füzeleri kullanım için
                                   

 alamıyacağı gibi bir durum varken NATO da bazı suyun altında BÜRÜKSEL de yapılan 1998 yılında YUNAN GİZLİ SERVİSİ(KİP) ve MİT arasındaki gizli görüşmelerle füzelerin GİRİT adasında konuşlanabileceği mutabakatına varıldı ve çok evvelden RUM KESİMİNE gidemez diye bastıran TÜRK  diplomasisi 1999 yılının OCAK ayında RUS S-300 füzelerininin KIBRIS RUM kesimi yerine YUNANİSTANIN GİRİT adasına yerleştirilmesine itiraz etmeyerek NATO nezdinde sessiz kalmışlardı..))
                                 

Tabi bizde bu yirmi yıl içinde RUSYA FEDERASYONUNDAN bu füzeleri çok rahat şekilde tedarik edebilecekken ve ortak üretim yapmamız gerekirken maalesef içimizde tüm kilit noktalarda egemen olmuş İNGİLİZ ve AMERİKAN nüfuzu ile bu konular hep baltalandı bu olaylarla suyun altında mücadele edenlerin önleri kesildi.
Rusya federasyonu HAVACILIK sanayi bu S-300 füzelerin dahada
                            


 geliştirerek S-400 ve yakında seri üretime girecek S-500 füzeleri ile uzun menzilli hava savunma füzelerini geliştirdiler.
                            

Bu sofistike sistemler aynı anda bir çok uçar ve balistik füze tehdine karşı saldırı pozisyonuna geçebiliyorken gelişmiş uzun menzilli radarları ile havada yüz ve yüz elliye yakın hedefi uzun mesafeden izleyip ona göre strateji yapmayı kolaylaştırarak gelen hefeflere karşı erken saldırı yeteneği sağlıyor..

Bu sistemleri ABD PATRİOT 1-2-3 modelleri ile üretirken  İSRAİL devletinin ürettiği ARROW füzeleri ve birde ÇİN devletinin ürettiği FD-2000 gibi eski RUS teknolojisinden  imkan sağlayıp üretimini yaptığı sistemler bu işin en gelişmişini üreten RUS sistemleri ile karşılaştığında çok geri kaldığını tüm DÜNYADAKİ savunma uzmanları görüyor..
                                

Umarım içimizdeki düşmanları mağlup ederek HAVA SAVUNMA FÜZE sistemlerimizi RUSYA FEDERASYONUNUN gelişmiş sistemleri ile karşılayalım MİLLİ yazılımlarımızı üstüne oturtarak bu konudaki 50 yıllık geri kalmışlığımızdan kurtulalım, bizi RUSYA federasyonundan her daim uzak tutmak isteyenlerede ders verelim ve yeni tüm gelişmiş teknolojik savunma ve havacılık alanlarında RUS,TÜRK işbirliğinin  önünü açalım…
                            

Konuşacak MİLLİ SAVUNMA SANAYİ ile çok konu var uzun yıllar bu konularda suyun altında çalıştım,geldiğim nokta ve sonrası  ALLAH  müsade ederse aynı noktalarda olucaktır..
                                   

Gerçekleri konuşursak tabiki ortam FİLİN ZÜCCACİYE dükkanına girmesine benzer her konuda kime ne söylesek bugünlerde birilerine sığınıyor,bizim gibi insanları iyi tanıyan birkaç kişi vardır lafımız kime giderse doğruluk içinde olur sonuna kadarda söylerim kimseden çekinmedim..

SAVUNMA SANAYİ işlerine temiz işler ile girmek BEYAZ DENİZCİ kıyafeti ile ÇAMURA atlamaya benzer..
Altını çamura,kana bulamak için çalışan bu işlerin USTALARI var,ama ALTIN bu istediğin kadar ÇAMURA,KANA bularsın yine temizlenip ortaya bir şekilde çıkar..

Neyse FÜZELER ile eski kısa bir anıma döneyim ve yazımı bitireyim..
Yıl 1985 haziran ayı,gece sabaha karşı eve geldim bir eğlence mekanındaydık sabaha kadar eğlendik ve aşırı alkol aldık..
Vurdum kafayı yattım çok ağır bir uykuya dalmışım ne zaman bilmiyorum öyle bir gürültü ile yataktan fırladım ne olduğunu anlayamadım..
Kaldığım yer Marmara denizi kenarında bir yer.Camdan baktım konu komşuda bakıyor kimse anlayamadı DEPREM desen sallanan bir şey yok ama müthiş bir patlama..
Elimi yüzümü yıkadım fırladım plaja gittim arkadaşlarda söyledi ZEKİ Marmara açıklarında öyle bir patlama oldu nedir anlayamadık.
Dedim bende duydum,yataktan fırladım..
Akşam asma altı bir BETON SALİH yapalım soğuk bira iyi gidiyor,tabi ASKERİ AKADEMİ olduğu için rahmetlinin yeri birkaç astsubay arkadaşta yan masada sohbette konuşmalarına kulak verince çünkü çok hararetli bir olayı anlatıyorlar,bende hayırdır vabından konuya daldım..
Zeki kardeşimiz sorma dediler,bugün 15.FÜZE üst komutanlığına bağlı hadımköydeki filoda atışlı tatbikat vardı,eeee dedim tatbikat esnasında füzelerden biri kontrolden çıktı direk Marmarada boş denizin üstüne doğru komuta ederek FÜZEYİ imha etti arkadaşlar dedi..))
                                  

Çocuklar büyük geçmiş olsun sabahki patlamanın adresi belli oldu,başladık gırgıra üstümüzde patlasaydı A.A.G. muhabbeti..))
Bir çok defa o yıllarda Füzenin BUSTERİNİN( ana başlığı yüksek irtifaya taşıyan kademe) düşmesi ile KİLYOS ve ŞİLE bölgelerindeki ormanlarda lokal yangınlar çıkmış ama bu hadise orijinal az olan bir durummuş..))
                          

Hepinize iyi pazarlar..
DR:)RUSLAR ile AMERİKALILAR yukarda MODÜLLERİ birleştirdi UZAY İSTASYONU kurdu.?))

                        

SAYGILARIMLA,
ZEKİ ARSLAN.


18 Şubat 2017 Cumartesi

ROXSAN nın ÇOCUKLARI..

                             

Sevgili takipçilerim herkese burdan mutlu bir Pazar günü geçirmesini diliyorum..
Hayatta kadınların önemini akıllı ve gelişmiş insanlar çok iyi bilir..
İnsan yaşlanınca seçici oluyor ve hayatında tanıdığı kendinden yaşı çok büyük hanımlarında önemini  ve kıymetlerini ilerde çok iyi anlıyor..
                            

Bu hanfendilerden biri toprağı bol olsun dertli bir şekilde ülkemizden ayrılarak giden bayan SİON  eşi ailemizin dişçisiydi,eşini kaybettikten sonra burdaki yaşama ayak uyduramayıp İSVİÇRE ye gitti,sanırım aramızdan ayrılmıştır,toprağı bol olsun..
Fakat  bir bayan vardıki hayatı yaşamaya düşkün alımlı güzel kaliteli ve gururlu bir hanfendi bayan ROXSAN.
Bayan ROXSAN ile tanışıklığımız tek oğlu o zaman küçük okuldan kaçıp bizim yanımıza gelmesi,bizimle sohbet etmesi ile başlar..
                              
Oğlu şimdi büyüdü kocaman çok çocuklu bir beyefendi oldu,tabi annesi ona çok ilgi ve alaka göstererek büyüttü.
Fransız  anne olarak güzel bir hadiseydi. ROXSAN hanım Fransızca olmak üzere ana dili İngilizce ve italyancayı iyi biliyor ve bu yetenekleri ile o yıllarda istanbulda çeşitli büyük şirketlerde çalışıyor ve aynı zamanda oğlunu okutup geçimini sağlıyan orta halli bir hanfendiydi..
Tabi oğlu bizlerin yanına gelince merak etmiş bir gün ziyaretimize geldi sohbet edince bizim güvenli insanlar olduğumuzu anladı ve böyle bir dostane ahbablık başladı..
ROXSAN hanım tüm dünyayı gezmiş bir sürü macera yaşamış tam tipik alımlı FRANSIZ hanfendisi.
.
O yıllar SOĞUK SAVAŞIN devam ettiği yıllar bir gün sohbet ediyoruz HONKONG tan uçak bileti almış AEROFLOT tan ekonomik oluyor diye, PARİS e MOSKOVADAN transit bir uçuş  ile  seyehat yaparken uçak moskovaya indikten sonra transit paris e uçacakken dönemin KGB yetkililerince sorguya alınıyor,birkaç gün moskovada hava limanında bekletiyorlar, FRANSIZ BÜYÜKELÇİLİĞİ devreye giriyor yetkililer ikna edildikten sonra PARİS ten gelen yeni bir uçağa bindirilerek seyehati sonlanıyor..

 Zaman zaman çay kahve eşliğinde bu konularda sohbet ederdik.
Bu tanıtımı yaptıktan sonra toprağı bol olsun hanfendinin ,başka bir hadiseye girip yeniden devam edicem..
Hayvanların belgesellerinde izlediğinizde ASLAN dan tut ÇAKALA,TİLKİYE kadar gördüğünüz  avlanırlarken şu oluyor..
Avlanırken en basit HAYVAN kuralı sürüdeki kolay avlanacak YAVRU hayvanı kovalayıp saldırmak ve sürüden uzaklaştırıp parçalayıp yemek..
Hatta ve hatta bu kendi familyaları içindede çocuklara karşı saldırarak yemek ve onla açlık ihtiyacını karşılamak vardır..
                             

Bu insanlardada böyledir aynı şekilde hadise vuku bulur,hatta türkler birde bunu ATASÖZÜ ne dökmüştür kendilerine  AKLAYACAK pay çıkararak ACIMA YETİME KOYAR G… diye..!
Tabi DÜNYADA ve ÜLKEMİZDE bir çok sırra dışardan vakıf olan çeşitli örgütlenmiş güçler vardır..
Bunlar bu SIRLARA ortaktır fakat güç ellerinde değildir,kıskançlık haset ve şerefsizlik kendi içlerinde ve kendinlerinden sonraki aile gelişimi için her türlü kalleşliği yaparak hareket etmek onlar için ERDEMDİR.
Tabi bunun için hazırlık safasında ilk elindeki gücü tutanları ve tutabilecekleri DİKKAT çekmeden yok etmek,arkasındanda onların arkasındaki bıraktıkları insanları kontrol etmek ve onlardan alabileceğin KUDRETİ çeşitli sezdirmeden almak için çok yönlü stratejik ÖRGÜTSEL içerde ve yurt dışında hareket etmek.
Bunun için önce örgütlenmen lazımdır özellikle bulunduğun ülkenin en başta güvenlik teşkilatlanmaları içinde sonrada SİYASET mekanizmasında..

Dışardan verilen destek ile beraber ÜLKE içinde gerekli merkezlere  talimatlarla yön vereceksin ve sistemi yöneteceksin.
Çünkü OKYANUS ÖTESİ güçler senin ülkende arkanda olduğu müddetçe sen burda hertürlü yaptırım gücünü kullanabileceksin.
Hatta güvenlik teşkilatları içindeki KOZMİK teknik takip unsurlarnı kullanarak adeta kendi güçlerinizi BİLGİ,BELGE,FİLİM deposu yaparak,ülkedeki her VİP insanı siyasetçisinden,bürokratına,işadamından sendikacısına akla gelebilen herkesi ŞANTAJ kasetleri ile yönlendirip nihayi hedeflerini parti parti  eline geçirerek kurduğun  yapı ile ülkenin tamamen tek geri plandan yöneticisi olarak sizi buralara getiren OKYANUS ÖTESİ güçlerin talimatıyla onlar neyi öngörüyorsa ona göre talimat alıp ülkeyi onların isteği mecraya sürükleyecek, çünkü geri plandan DİREKSİYON ülke içinde sendedir istediğin gibi ülke içinde sistemi yönetebilirsin.
.
Buraya kadar bu ÜST YAPININ teknik anlatımını verdim.Söyliyeceğim bundan sonra bugünün TARİHİ ile benim BİYOGRAFİMLE özelikle GÜVENLİK GÜÇLERİ başındaki ve SİYASETİN çeşitli noktalarındaki kişiler gelişimlerini tamamlayarak bu kurumların başına geçtikleri gibi SİYASETİDE şekillendirir duruma geldiler.
Bunlar zamanı geldiğinde şerefli insanların hayatına zarar getirmiyecek şekilde İSİMLE yazılacaktır..
Unutmayın BİYOGRAFİK İSTİHBARAT çok önemlidir insan biyografisi İSTİHBARAT alanında çok yere insanları götürür..
Burdan gerçek hadiselere dönersek 1991 yılında o dönemde çeşitli basın yayın organlarına demeç veren fakat kimsenin çözemediği bir konuyu devamlı kamuoyuna sunan efsane olmuş geçmişinde bir bürokrat var daha sonra siyasete giren T.T devamlı efendim TAPINAK ŞÖVALYELERİ var onun için ülke ileri gitmiyor batakta diye demeçleri var..
                           

Kafama takıldı bu açıklamaları, beyefendiyi tanıyorum  samimi değilim rahmetli CEMİL ağbim karşılaştığım sosyal alanlarda konuş diyor ama konuşmuyorum,kalabalık ortam dikkat çekmek istemiyorum zaten beyefendinin hocası ÖNDER beyle devamlı beraberiz ama ona böyle TAPINAK ŞÖVALYESİ nedir desem bir bilgi alamıycağımı biliyorum bu konuları anlamazlar ama ben içindeyim çok şey dikkatimi çekiyor bu beyefendinin 1980 darbesi sonrası önemli TAPINAK mensublarına kısa süreli sonucu olmayan bir operasyonu var üç beş günle kalan!
Ama ROXSAN hanım çok kültürlü ona sordum bu konuyu, güldü bana tesadüf tanıştık dedi..
Nasıl dedim! KARAKÖY de çalıştığım turizm şirketinin sahibi ile ahbablığı var,birgün geldi sohbet ettik banada bu konuda sorular sordu diye anlattı nasıl sorular dedim..

Orda PARİS yakınlarındaki bir kiliseye gitmiş incelemelerde bulunmuş,bu kilise TAPINAK ŞÖVALYELERİNİN inşa ettiği bir kilise bu konuda benden uzun sohbet ederek bilgilenmek istedi bende sohbet ettim dedi..
                                       

                        

Ne düşündünüz ROXSAN hanım dedim içinizden geçen değerlendirme.
Sanki tez hazırlar gibi çalışıyor ZEKİ dedi,nereye tez hazırlıyacak EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE mi diye sordum yazarken yaşıyor gibiyim, KAHKAHA attı, sanmam dedi sanırım bu tezi ile bu konularla hangi sivil toplum kuruluşları ilgiliyse orda basamak çıkmak için hazırlıyor dedi..


Tabi zaman zaman ROXSAN hanım oğlu  ile  beraber sohbet ederiz ,artık büyük ve çok canlı kalabalık bir guruptuk kendisi fransa,italya,yunanistana devamlı gider, gelirken sağolsunlar içkiye düşkün olduğum için çeşitli içkiler getirirler o günlerde çok çeşitli farklı konseptlerde yaşantımız var ama gerçeği söylemek gerekirse aklımda  gizli hedefe giden ikinci bir yaşantım var,bazı hadiseleri aydınlatmam lazım..

Yıl 1993 ROXSAN hanımın küçük bir sıkıntısı varmış arkadaşlar söyledi,ZEKİ dedi bunu bırakırmısın aldım akşam CİHANGİR de ROXSAN hanımın evine gittim,kapıdan emaneti verirken ZEKİ gel biraz otur dedi ayıp olmasın diye girdim kısa bir sohbet ve nescafe içtim birkaç gün sonra oğlu BORİS gelicek beraber yemek yeriz diye sözleştik ve hakikaten geldikten sonra yemek yedik ve sohbet ettik uzun uzun..
                             

                                  
Fakat o gün ROXSAN hanımla yalnız kahve içtiğim akşam çıktıktan sonra sokağın köşesinde şüpheli bir tip gördüm gözetleme yapıyor gibi geldi bana.

Ertesi günü ÖNDER bey geldi o kimseyi tanımaz ,ulan KERETA dedi yabancı kadınların evlerinde dolaşıyormuşun diyince hadiseyi çözdüm ve sinirlendim tepki verdim.Önder bey baktı sinirlendim o muzip sırıtması ile anladık anladık tamam dedi.

Ama o günden sonra şüphelerim arttı nasıl bir ULUSLARARASI şirketin içine giriyoruz düşünmeye başladım..
ÖNDER beyde KAFKASYA ABAZ kökenli bir istihbaratçıdır.
O aralar YUNANİSTANA gidip gelirken ROXSAN hanım yunanistanın İstanbul başkonsolosluğundan ANDON isimli bir kişi, birde yeni atanan İZMİR elçiliğine SAVAS isimli bir diplomat ile tanıştığını anlattı.
Tabi ben ciddi anlamda konu hakkında bilgi alıyorum,oda yeni tanışmış veriyor ilk önce SAVAS ın yakışıklılığından ve iyi derecede TÜRKÇE konuşmasından bahsetti..

Sezdirmeden arada ROXSAN hanımla karşılaştığımızda soruyorum bu kişileri ama  tam bir bilgi alamıyorum..
Birgün kendiliğinden karşılaştıklarını  gelip anlattı,bu SAVAS KALENDİRİDİS isimli diplomatın babasını YUNANİSTANDAN getirdiğini geçmiş mübadelede SAMSUN bölgesinin RUM azınlıklarından olduğunu onun için babasını memleketine götürüp gezdirdiğini anlattı..
Güldüm fakat dikkat etmeye iyice başladım.
                             
.
1994 yılında bu İZMİR konsolosluğundaki görevli SAVAS KALENDİRİDİS bir anda hareketlendi yanlış hatırlamıyorsam 1995 yılı ocak ayları gibi işimde ağır fakat bu konu dikkatimi çekince bizim masaya bildirdim,masadaki arkadaşlara resmi hattan İZMİR MİT bölge başkanı(0.A) bir arkadaşımın amcasıdır onada acil kodlu geçin hızlı hareket eder dedim,bizimkiler şaşırdı nerden tanıyorum diye sordular uzun uzun anlattım..
Roxsan hanımda gözükmüyor,Marmaris bölgesine yerleşmiş arkadaşlarla konuştuk bu SAVAS hareketlenmesinden sonra onuda orda kontrol altına alsınlar bu nedir diye anlayalım dedim.
                                     

Bu konunun ben bu şekilde üstüne gittikçe bir yerlerden banada saldırı gelmeye ağır başlandı anlam veremiyorum faliyeti sonlandıracaklarına faliyet dahada artıyor,benden konu uzaklaşıyor fakat SAVAS KALENDİRİDİSİN faliyet alanı genişliyor ve başka şahıslarla bazı özellikle KARADENİZ bölgesi üstünde çalışmaları oluyor ve hatta bizden bazı HAVACI subaylarla temas sağlamış.

O ara ROXSAN hanım geldi ve bana çok daraldığını MARMARİSTE kendisini bunaltıklarını söyledi oda bir yakını vasıtası ile MUĞLA ilimizin MİT başkanına(E.B) kendisini yönlendirdiğini başkanın hoş bir sohbet içinde yardımcı olduğunu anlattı ve başkanın ROXSAN hanıma aktardığı ülkemiz içinde bir AMERİKAN PARONAYAKLIĞI ile karşılaşmışınız diye teselli ettiği ve huzurlu olmasını söylediğini bana anlattı.
İçimden dedim bu iş çatlamış benim olduğumu çözmüşler ama nasıl oluyor diye çözemiyorum,kendi kurumlarımız nasıl bu faaliyetleri engelliyeceğine hadiseyi  dahada genişletiyor.
.
Kısa bir müddet sonra SAVAS KALENDİRİDİS istanbulda bulunduğum yere elinde üç tane türk pasaportu alarak gelince karşıma şok oldum pasaportları benim elime vermeden bazı şeyler sorup soruşturdu ve gerisin geriye döndü gitti.

Roxsan hanım sonra bana gelmez oldu rahatsızlanmış ve PARİSE dönüp orda hayata gözlerini yummuş.
Toprağı bol olsun mekanı cennet.
                           

.
Malumu SAVAS KALENDİRİDİS İZMİR başkonsolosluğu görevini bazı CASUSLUK faaliyetleri açığa çıktığı için YUNANİSTANA geri döndü.
1999 yılındaki APO operasyonu esnasında APO nun kaçış güzergahını ayarlayan ve KENYADA paketi ABD lilere kaptıran ALBAY olarak tarihe geçti.

Kısa kısa anlattığım bu konularda benim yorumumu istiyorsanız söyliyeyim DERİN AMERİKA içimizdeki sistemi ile APO (BEBEK KATİLİNİ) bize paket teslimi 1999 yılında vermeyi ta 1990 yılının başında planlamış ve o şekilde safa safa hadiseyi tüm mekanizmalarla dizay etmiş.
                             

26 eylül 1990 ŞEHİT HİRAM ABAS ve sonraki günlerde 3 kasım 1990 nümismat (A.O) hala faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi ve o günlerin sıcak yoğunluğunu  yaşamın içinden dün gibi hatırlıyorum..
                              

Hiram beyin rahmetli annesinin adı FATMA ROXSAN ailenin büyükleri sanatsal konulara çok yakın insanlar dedesi iyi bir nümüsmat….?
                            

                        
Bu kısa yazımda arkama dönüp hadiselere baktığımda çıkarttığım ders TAPINAK ın zırhını ve onun nimetlerinden yararlanmak için o kadar  çok
                               

 MÜSLÜMAN  insanımız varki KUTSAL SAVAŞIMIZ diye nara atan,ŞÖVALYELER ve HAÇLILARA karşı savaşıyoruz diyenlerin üstlerindeki
                            

 MİLLİYETÇİ,VATANSEVER,MUHAFAZAKAR örtüyü kaldırın ilk onların PARİS e gidip TAPINAK MUHAFIZLARINDAN takdis alıp geldiklerini göreceksiniz..

Hepinize iyi pazarlar,
SAYGILARIMLA,
ZEKİ ARSLAN.