14 Ocak 2017 Cumartesi

ŞAHMARAN HİKAYESİ.

                                    

Sevgili takipçilerim hepinize hayırlı,mutlu,eğlenceli Pazar günü geçirmenizi diliyorum..
Sizlere DERİN İSTİHBARAT blogu içinde çok şey yazabilirim fakat hepimizin zaten bir çok sıkıntısı olduğunu biliyorum onun için yazılarımı azalttım ve bu pazarda size eski  tarihlerden bugünlere gelen gerçek yaşadığım magazinsel,sosyal,kültürel bazı hayatlara ve kendi hayatımdan  ayrıntılı kesitlere yer vericem..

Şahmaran hikayesi ve büyük efsanesi ülkemizde filme alındığında ve başrol oyuncusu büyük  gerçek sanatçı sayın TÜRKAN ŞORAY  filmde oynadığında ve  kendisini  seyrettiğimde çok etkilenmiştim.
Sebebi insan hayatlarının her tarihte ve dönemde efsaneler,hikayeler,gerçek yaşanmışlıklarla bir harman olup dönem dönem abartılar,süslemeler ve hayallerin katılması ile önümüze taşınması.
Sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin uzun yıllar hayat arkadaşlığını yapmış merhum RÜHÇAN ADLI bey yıllarca magazin ve medya dünyası ile çocukluğumuzdan  itibaren gönlümüzde yerlerini aldılar..
                                   

Merhum RÜHÇAN ADLI bey toplumda iyi ve karizmatik bir işadamı olarak hayata gözlerini yumana kadar kamuoyunda bu şekilde anıldı ve bilindi,allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Merhum ADLI 1940 lı yılların sonunda ailemin büyüklerinin yanında ilk meslek hayatına atılıyor İstanbul taksimde talimhanede.
                                  

Zaten sonra kendi işi olan nakil vasıtaları yedek parça ithalatı işini kurmasındaki ilk tecrübeyi bu iş kolunda aile büyüklerimin yanında alıyor..
Aile büyüklerimden kendisini yakın tanıyan beraber çalışan akrabalarımdan dinler öğrenirdim..
                                  

Sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendiyide çocukluğumda ilk sinema filmlerinden sonrada SOVYETLER BİRLİĞİNE seyahat edip ordaki  film festivallerine katıılması sayesinde  1973 yılında haberlerini alır konuşurlarken arkadaşları ile babamdan duyardım.
Sebebi o yıllarda özellikle İSTANBUL SOVYET BAŞKONSOLOSLUĞU KÜLTÜR  ATEŞE leri ve KONSOLOSLUK  yetkilileri ile zaman zaman kültürel etkinlikler çevresinde  babam görüşürdü..!!
O dönemde SOVYET kültür ateşeleri ülkemizle yakınlık kurmanın en etkili yönünün sinema,tiyatro,bale,spor vs etkinlikler olduğunu düşündükleri için bu konularla ilgili yakın ilişkiler ve temaslar kuruyorlardı..
                                 

İşte bu dönemde sayın TÜRKAN ŞORAY ve diğer film sektörü temsilcilerine konsoloslukta resepsiyonlar veriliyor ve önemli sanatsal görüşmeler yapılıyordu,bende bunları babam  ve arkadaşları ya konuşurken yada  bazen  kendisinin anlatımları ile dinliyordum..
İlk 1973 MOSKOVA film festivaline katılan sayın ŞORAY daha sonrada 1978 yılında yine MOSKOVA da FERHAT ile ŞİRİN hikayesini SOVYET  film yönetmenleri ve sanatçıları ile  beraber çektiler.
Tabi sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin çektiği filmlerin hikayeleri  iyi senaryolara uyarlanmış ve sonrasında kaliteli emek harcanarak  çekilmiş sanatsal yapıtlardı..


Şahmaran hikayesine gelirsek beni çok etkilemiştir,konusu gününümüz yıllarında meraklı ve öksüz bir çocuğun çevresindeki büyüklerin efsane ve hikaye anlattıkları bir konunun peşinde dolaşırken,TOPKAPI  da SURLARININ altında dehlizlerde saklanan bir ANTİKA kaçakçılık şebekesinin işlerine şahit olması ve onlar tarafından surların altında zorla tutulması ve sonunda bu antika kaçakçılarının uluslararası kirli işleri ve birbirleri ile yaptıkları kanlı mücadeleyi anlatan bir sinema yapıtı,gülüyorum bazen..))

1970 li yılların başlarında biz sokakta,tarlada,dere,deniz kenarında oynayarak büyüdük..
O zamanlar televizyon ve radyo çok yeni herkes bilir toplumda büyük etkisi yok..
Köyde efsaneler üretilmiş hizmetli hüseyin ağbi anlatır, meşhur BİZANS imparatorluğunun hazineleri AYAMAMA deresi ile AYAYORGİ deresi arasında bir yere gömülmüş diye..
O yıllarda ilk okulda İLİMİZ,İLÇEMİZ,KÖYÜMÜZ diye ders var.Köyümüz dersinde bulunduğumuz köyün tarihçesinide öğreniyoruz.
                                  

İlk okul hocamız dediki FATİH SULTAN MEHMET HAN  istanbulu muasara altına alınca BİZANS İMPARATORU dört adet kalyona tüm hazineleri doldurup, BATI ROMA imparatorluğuna gitsin diye sefere yollamış.
                                  

Fakat gemiler KÖYÜMÜZ açıklarına geldiğinde kimine göre fırtınanın çok olduğundan dolayı KÖYÜN açığında batmış, kimilerine görede batıcağını anlayan gemi kaptanları AYAMAMA DERESİNE gemileri sokarak AYAYORGİ ve AYAMAMA arasındaki bir bölgeye tüm hazineleri gömmüşler..
                                   

O yıllarda İSTANBUL boş bu anlattığım yerlerde kuş uçmaz kervan geçmez,tarlalar ekilir,avcılar ava çıkar böyle bir yer..
                                   

Bizde bu hikayeleri hep dinleriz arkadaşlarla bu bölgeye gideriz elimizde kauçuk sapanlarımız,taşları özel denizden toplarız kuşu vurdukmu etkili
                                 

 olsun, zaman zaman kendimizide yabancı çocuklara karşı korumak için.Köpeğimizde var adı HERKÜL oda bizle beraber yanımızda gelir..
                                    

Bazen yanımıza sırt çantası alırız,domates,peynir ekmek simit koyarız arazide karnımızı doyurmak için.Tarlada AYÇİÇEK zamanıysa eve dönüşte birde tarlaya dalar olmuş GÜNDOĞDU ları  kopartırız akşama çitlemek için..
                                

Yine böyle bir gün arkadaşım HÜSNÜ,TUNÇ ve ben indik AYOMAMA deresine sazlıklar içinde dolaşıyoruz.
                       

Hüsnünün dikkatini çekti çimen altı toprak fakat bir kenarından bir açıklık var taş,dedi ZEKİ,TUNÇ burda bir şey var diye seslendi.
Hani gözümüz kulağımız BİZANS HAZİNELERİNDE çimeni sopa ile kaldırdığımızda, altından toprakta çıkınca  iki metre büyüklüğünde bir taş kapak önümüze çıktı ve üstündede bir HAÇ işareti.))Hahaaaaaaa…
Birbirimize bir baktık bulduk ulan dedik.Nasıl bir sevinç yerimizde duramıyoruz birbirimize sarılıyoruz,HERKÜLde bize sarılıyor üstümüze atlıyor..

Fakat bu taş kapağı bizim kaldırmamıza imkan yok.Hemen dedik koşarak mahalleye inelim mahallenin ağbilerini yanımıza alalım malzemede alalım geri dönüp HAZİNE yi çıkaralım…)))))))
Bulunduğumuz yer ile mahalle 3 kilometre öyle bir koşmuşuzki mahallenin başında bizi gören ağbilerimiz ve etraf acayip bir şeyler olduğunu anlamışlar çünkü baygın ve soluyarak yerlere yığılmışız.
Neyse çeşmeden su içirdiler biz kendimize geldik,sordular ne oluyor çocuklar.

Ağbiler bizden beş,altı hatta sekiz yaş büyük.Dedik BİZANSIN kayıp hazinelerini bulduk sordular nasıl,anlattık..
Hemen hizmetli ağbilerimiz karşılıklı apartmanların KASTAMONU AZDAVAY ilçesinden  ABDULLAH ağbi zaten arkadaşım HÜSNÜ nün babası birde HÜSEYİN ağbi büyüklerimize kürek,kazma ve levye vererek tekrar geldiğimiz yere koşarak olay yerine döndük..
                                                 

SARI ÖZCAN ve ağbisi ÇİTLENBİK ÖZKAN, P.OLCAY,MADEN MEHMET S.ŞELÇUK,AYI MUSA,SIÇAN İLHAN ,MAYMUNCU YUSUF ve daha bilumum ağbimiz olay yerine intikal ettik, üstünde BİZANS HAÇ ı olan taşı kaldırmak için uğraşırken kan ter içinde, en sonunda TAŞ kalktı. Fakat TAŞ kalkınca hepimiz şoke olduk çünkü içi boş bir kuyu taş toprak ile dolu…
Moraller bozulunca kan ter içindeki ağbilerimiz yürüyün lan BİZANS HAZİNESİYMİŞ lafları ile ensemize tokat yiyerek mahalleye döndükki tüm mahalle bizden gelicek umutlu haber için bizi bekliyor,boş kuyu olduğunu öğrenince herkesin moral  çöktü, ama uzun yıllar bu BİZANS HAZİNESİ hikayesi sempte aramızda gırgır oldu ağbilerimiz anlatırlardı üçü birde öyle bir koşuyorlardıki köpek HERKÜLÜN bile dili dışarda bitmiş geliyordu bunlarla birlikte..!!

İşte sayın TÜRKAN ŞORAY hanfendinin o ŞAHMARAN efsanesini ve filmi izlediğimde hep gözüme filmde oynayan küçük çocuğun türkan hanımla konuşmaları ŞAHMARAN efsanesini türkan hanımın çocuğa anlatması,filmin içindeki başrol aktörü sayın FARUK PEKER beyin filmin senaryosu içinde TÜRKAN hanıma seslenişi bu çocuğu öldürelim tüm sırrımızı öğrendi demesi,TÜRKAN hanımın karşı çıkması ,hatta oyuncu FARUK PEKER beyin bir ara çocuğu öldürmeye kalkması ve sonra kıyamaması..

Ama sonunda çocuğun izini takip eden rakip ANTİKA ve TARİHİ eser mafyasının hepsini öldürüp TÜRKAN hanım ile çocuğu esir almaları ile sonlanan bir film ve meşhur hikayesi.
                                      

Tabi ülke,şehir ,ilçe,köy efsaneleri insanlık tarihi boyunca her zaman olmuş özellikle kıymetli emtia olarak hazinelerin efsaneleri her dönemde her zamanda şu günlerde bile yerini koruyor ve çeşitli çok akil insanlardan bile zaman zaman enteresan olayları işitmek medya ve sosyal medya yolu ile öğreniyoruz..

Geçtiğimiz günlerde gazeteci ve akademisyen sayın ÖMER ÖZKAYA beyin bir yazısını okudum ve tabi gülümsedim.
                          

Yazının başlığı  ANTALYA ALTIN ları 2 ocak 2017 tarihli GÜNEŞ gazetesinde yayınlandı..
Yazının içeriğini okuyunca tabiki güldüm kimse yanlış anlamasın meselem kimseyi inciltmek değil ama içerik açısından maalesef tam bizim çocukluk maceramızın bugünki versiyonu ama bu benim aklıma bir hadiseyi getirdi dahada güldüm..
Ne anlatıyor sayın ÖMER ÖZKAYA FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ mensubları 15 temmuz 2016 günü yaptıkları kalkışma esnasında Marmaris GRAND YAZICI otelde bulunan 12.CUMHURBAŞKANIMIZ sayın R.TAYYİP ERDOĞAN beyefendiyi otelde esir alarak ANTALYA KEMER bölgesinde daha sonra bulunan ve bir define sahtekarlığı olarak adli kayda geçen mağraya götürerek orda mağara içinde alçıdan yapılan ve altın sarısı
                                 

 renge boyanmış ALTIN KÜLÇELERİNİN önünde resmedilecek ve tüm dünyaya HAZİNEYİ soydu prokobandası yapılacak ve Antalya kemerde bulundurulan bir yatla kaçacağı gibi bir senaryo haberler dünya haber merkezlerine geçicek..

Bunu okuyunca başladım gülmeye şimdi bir çok okuyucum ve PERİSKOP yayınlarından beni takip eden takipçilerim hatırlayacaktır konuyu.
10 temmuz günü tatildeyim ve sitemizin havuzuna giriyorum METİN( istihbarat jargonu kod adı) bir arkadaşıma diyorum ya cep telefonuma bir başka bilmediğim hattan devamlı MARMARİS bölgesindeki ULTURA LÜKS otellerden dört günlük otel paket fiatı geliyor imkansız derecede ucuz,araştırdım anlam veremedim bana mesaj atan telefonu arıyorum bana hattı açmıyor.

Metin bey oteller boş RUS turist yok ondandır diyor.Fakat 15 temmuz 2016 CUMA günü sabahına kadar geldi.
Tabi ben metin bey gibi sade düşünmüyorum bu işte bir kıllık olduğunu aklımdan geçiriyorum.
Hiç yapmadığım bir şey o gün yani 15 temmuz günü öğlene kadar yüzdükten sonra eve geldim yemeğimi yedim ve ilk defa gündüz saat 13.30 sularında PERİSKOP yayınına bağlandım ARAS DAĞLI rumuzu ile,yoğun bir ilgi gördüm ve orda çok enteresan takipçilerimle ülkede sıkıntılı bir durum var diye açılan konudan darbeye birileri kalkışırmı konuşmasına giden saat 15.30 kadar bir yayın yaptım.

Zaten sonraki günlerde bu konuşma aramızda çokça konusu geçti ve o gün biz bu konuyu konuşmuştuk diye takipçilerimle yayınlarda olayları tartıştık..

Tabi çocukluktan bugüne yaşadığımız bir çok hayatın içinde olaylarda tuzak kuranlar acaba çoklumu tuzaklar kuruyor,bir deyim olan BİR TAŞLA ÇOK KUŞ VURMAK hadisesi gibi DERİN DÜNYALAR içinde insanlarmı var..
1973 yılında gerçekleşmiş EFSANEDEN türemiş çocukken geçen bir tatlı oyunu ve o günlerin derin dünyasını ve olaylarını, bu kadar benzeştiren acaba o günlerin notunu tutan  BİR BİLENLERMİ var?))
                             

1960 darbesi yargılamaları esnasında darbeye maruz kalan DEMOKRAT PARTİ mensubları ve dönemin BAŞBAKANI merhum ADNAN MENDERES beyefendi , DIŞ İŞLERİ BAKANI merhum FATİN RÜŞTÜ ZORLU bey ve MALİYE BAKANI merhum HASAN POLATKAN beyefendilere YASSI ADA mahkemelerinin GİZLİ celselerinde aynı benzer konulardan bu tip yargılamalar yapıldığını biliyorum..

EFSANELER ve onlardan türeyen SENARYOLAR nedense ülkemizde hep aynı, SANAT ve onun beraberindeki konularda yeni bir şeyler neden üretemiyoruz UFKUMUZ çokmu kıt!))

Herkesin tekrar dinlence gününü ferah ve eğlenceli geçirmesini dilerim.
DR:)💜
SAYGILARIMLA,
ZEKİ ARSLAN


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder