25 Haziran 2016 Cumartesi

DOĞADAN MARMARA DENİZİ…

                                      

Sevgili takipçilerim,hepinize selam eder mutlu,ferah, refah içinde bir ramazan Pazar gününü geçirmenizi dilerim zira dünyada heryerde havalar  çok sıcak…!!
Yine size bu hafta doğa ile ilgili yazıcam umarım seversiniz,zaman zaman PERİSKOPE yayını yapıyorum,soruyorum memnunmusunuz bu havadan sudan yazıları beğeniyormusunuz diye evet diyorlar seviyoruz diyorlar bende sizlerin beğenisi olduğu için yazıyorum.
                                   

Arkadaşlarım tabi biz özellikle 1960 lı yılların sonunda ve 1970 lerde istanbulda doğa ve deniz ile içi içe yaşadık, basit bir yaşam tarzı ile.
O yıllarda herşey basitti,şimdiki gibi ne lükstü nede teknolojikti.
Tabi yaz genelde mayıs 15. Günü başlar,bütün günümüz denizde geçer yüzeriz,oyun oynarız,balık tutarız,midye ve istiridye çıkartırız.
                         

O yıllarda Marmara denizinin dünyada sayılı denizde olan ekolojik bir yapısı vardı,içinde muazzam bir deniz mahlukat türlerini barındırıyordu.
Aklınıza gelebilecek türleri şu anda saymakla bitiremem,bilmeyen insanlar MARMARA DENİZİNDE o zamanki balık ve diğer deniz canlı türlerini hayal dahi edemez.

En basit örnek verecek olsam MARMARANIN kıyılarında ORKİNOS,KILIÇ BALIĞI basit balık için yapılmış küçük kayık tipi tekneler ile avlanır,şimdi türü hiç kalmayan MARMARA İSTAKOZU ve PAVURYASI sepet tabir edilen avlanma şekli ile avlanır tezgahlarda çok ucuza bolca satılırdı.
                                       

Marmaranın bereketinden gelen müthiş bir balık mutfağı kültürü vardı,her evde balık pişer her insanın kesesine göre balık dükkanlarda canlı satılır ve tüm mevsimlerde balık olurdu çünkü denizin bereketi taşardı adeta.
Tabi rahmetli babam balığa ve diğer deniz ürünlerine çok meraklı özellikle İSTAKOZ ve PAVURYA kumkapıdaki balıkçı dükkanları önünde dururuz üç otuz paraya istakozları,pavuryaları,torikleri,kofanaları ( torik palamutun büyüğü, kofana lüferin büyüğü)alırız eve geldiğimizde evde kıyamet kopar annem yine OSMAN bey böcekleri toplamışın nedir bu yine derdi,bunların pisliği ile uğraşılmıyor diye kavga çıkartırdı…!!
                

Annem şimdi diyor bugünleri görseydim MARMARANIN ve BALIKÇILIĞIN bu hale geliceğini bilseydim hiç söylenirmiydim.))
                            

Tabi balık avlamayı,küçük yaşta öğrendik hangi saatte ne tutulur ne yem kullanılır hepsini biliyoruz daha sonra zıpkın ve şnofker ile dalmayı ve avlanmayada başladık yani deniz çocuğu olduk çıktık.
                 

Sabah geliriz iskeleden denizi göz ile kontrol ederiz denizin dibindeki taşları bile sayabiliriz Marmara o kadar temiz,bakarız GÜMÜŞ balıkları suyun hemen altında yüzüyor kenardan çıkardığımız midyeleri oltaya takar başlarız gümüş çekmeye, atar çekeriz,atar çekeriz tutulması oltaya gelmesi çok kolaydır.
Tabi şimdi olsa bu GÜMÜŞ balıklarını yerler biz o zaman bu balıkları akşam serinliğinde kıyıdan İSPARİ,İZMARİT ve ZARGANA tutmak için yem olarak kullanırız.

Çünkü bu balıkların,avlanma saati en iyi akşam serinliğinde olur biraz açıkta kayıklada ÇAPARİ ile İSTAVRİT ve diğer oltaya gelen KIRLANGIÇ,MEZGİT,SİNARİT yakalarız özelliklede AĞUSTOS ayında bol o zamanlar çinekopu çapari ile alırdık.
Benim tutmasını en sevdiğim balık ZARGANA balığı idi çünkü onu tutmak sanat gibidir,duygusallık,zerafet,akıl,düşünce ve sabır ister.
Neden canlı balıkla avlanırız ZARGANA tutarken evde içilmiş şarapların mantarlarından bir tuzaklı olta hazırlarız oltanın ucundaki iğnesinede kuyruğundan canlı bir GÜMÜŞ bağlarız,oltayı ileri var gücümüzle atar sakin suda beklemeye başlarız.
Zargana yılana benzer suyun üstünde oltanın ucundaki balığı algıladığında süzülerek yaklaşır ve suyun üstündeki gümüşü yutar iyice yutmasını bekleriz ve oltayı serbest bırakırız.

İğneyi tam yuttuğuna kanat getirdiğimizde,yavaş yavaş kolumuzu yatay hareket ettiririz,ve son kıyıya yaklaştığında kepçe ile çeker alırız,zordur iğneden almak burnundaki kılıç şeklindeki kemiği ve yılan gibi hareket etmesi avcıyı zora sokar ama zevklidir tutması.
                                  

Geçenlerde büyükçekmecedeyim kıyıdan bir iki dayı zargana avlıyor,baktım avladıklarına boyu 20 cm güldüm dedim dayı bunları ne yapıyorsunuz söyledi bana yiyiyoruz, bu sefer içimden güldüm yoksa ayıp olur.Bizim tuttuğumuz zarganalar 1 metre boyunda olur balığın çapı (kalınlığı 4 veya 5 cm) olurdu,biz bu balıkları tutmaz yanlışlıkla tutarsak denize tekrar atardık!!)
Bazı günler denizden çıkıp eve gitmek istemeyiz,o anlarda açıktan şnovkerle büyük dip midyelerini çıkartır,bir kısmımızda zıpkınla vurabildiğimiz kadar ispari ve izmarit vurararak öğlen yemeği için hazırlık yaparız.
Hemen plajın yanındaki boş alanda ateş yakar,tenekeyi ateşin üstüne koyarak tatlı su ile yıkadığımız midyeleri tenekeye yatırır,balıklarıda yine tatlı suda temizleyip etraftan kopardığımız KAMIŞLARA dizerek ateş üstünde pişmeye bırakırız, o arada birkaç arkadaş çarşıya bakkala,manava giderek  soğuk içecek,domates,biber,ekmek alırlar gelirler balıklar,midyeler piştimi masamızı yeşilliğin üstüne kurar öğlen yemeğimizi doğadan çıkartır karnımızı doyurur akşama kadar eve uğramazdık.BEREKET DOĞADAN?

Daha anlatırım sabaha kadar bu muhabbet bitmez,ama MARMARAYA ilk felaket 1975 yılında geldi zaten o olaydan sonra deniz bir daha kendini toparlayamadı.

Neydi o BOĞAZA giriş yapan bir PETRO KİMYA gemisindeki arızadan dolayı yükünü denize boşaltınca tüm MARMARA DENİZİ popülasyonu zehirlendi,felaketi anlataman binlerce tür deniz canlısı ve balık yarı baygın kıyılara sersemlemiş vurdu akla hayale gelemiyecek büyüklükte balıklarda olmak üzere ,elimizle kofanaları topluyoruz her çeşit balığı ,yiyemiyoruz çünkü zehiri balıklar aldığı için vücutlarında taşındığı söyleniyor işte o katliamdan sonraki MARMARA arkası arkasına aldığı darbelerle bugünki halini aldı,bilen beni anlayabilir bilmeyen malesef o popülasyonu,o doğa zenginliğini ve ahenki anlayamaz.?
                       

Anılara gelirsek sizi güldürücek birkaç anımı anlatayım umarım sizleri bu gerçek olaylarla güldürüp eğlendiririm…
Yıl 1978 gibi saat sabah on suları tenis kortunda antreman yapıyoruz,yav bakıyorum bazı dostlar  teknelerden iniyor ellerinde kova kova uskumru balığı.
Sorduk soruşturduk anlattılar MARMARANIN tam ortasında gemi trafiğinin olduğu bölgede oraya KANAL diyorlar sabah beş ile yedi,sekiz arasında USKUMRU akını oluyormuş tabi kovaları görünce elimizden büyük uskumrular heveslendik.
Bir arkadaşımız var YAMAN onda 6 beygirlik SEAGULL motor var ama tekne yok,neyse kayıkhanede OSMAN ağbimizin kontrolünde ama yeni bir arkadaş var IRGAT işine bakıyor SEDAT isminde gittik ona, dedi şu tekneyi alın bunun geleni gideni yok,sağol SEDAT ağbi dedik.
                             

Ertesi sabah kuşluk vakti,kayıkhanede üç arkadaş buluştuk YAMAN motoruda getirmiş,tekneyi denize indirdik,motoru tekneye bağladık çalıştırdık,KANALA doğru yol alıyoruz,çarşaf gibi düz deniz!!
Kırkbeş dakika sonra KANAL dayız yanımızdan koca gemiler geçiyor oltaları attık daha KOLYOS akınını yakalayamadık istavrit geliyor biraz,işte o anda uzaktan baktık bizim kayıkhanenin 40 beygirlik motoru ile son surat SEDAT üstümüze doğru geliyor,geliyor,geliyor ve HELLO diye bağırıyor geldi,geldi ama a….. tekneye manevra yaptıramadı bizim küçük balıkçı teknesine tam göbekten vurdu olamaz böyle bir şey MARMARANIN ortasında bizim tekne ortadan ağar yara aldı ve su alıyor sağ kenarından.
Tabi ana,abla,bacı ne varsa SEDAT panikte dedik hemen ÇAPANIN ipini sana veriyoruz son sürat çek bizi.
Hemen çekmeye başladı,o çektikçe tekneye su doluyor biz dolan suyu üç arkadaş YAMAN,CEM ve BEN boşaltıyoruz korku,heyecan,öfke birde ne hesap vericez teknenin sahibine düşünüyoruz o arada emme basma tulumba gibi su boşaltıyoruz aradada SEDAT a… deyip küfürü basıyoruz..!!
Neyse en sonunda yine 40 dakika gibi bir sürede limana döndük hemen tekneyi çektik tekne sağdan yırttık,SEDAT dedi siz tekneyi yatırın sağa OSMAN gelir onada söyleriz bir senaryo ile işi kapatırız.
Tamam dedik YAMAN kardeşimin motoru aldık eve yola çıktık her üç adımda SEDAT a…… diye basıyoruz küfürü üstümüz başımız berbat yorgunluk korku bir yana.Bir dahada KANALMI aman dedik gitmedik!
Osman ağbimizden bahsedim aramızda üç yaş var çok iyi tahsil almış kolej mezunu iyi bir arkadaşımız o yıllarda ağbi diyoruz.
Lakabıda AYI sebebi çok kuvvetli,vurdumu oturtur soğuk kanlı ve espirili enteresan espiri yapar üstüne kaymak misali kafa atar OSMANI kimse çözemez.

Çok ünlü bir ailenin mensubu enişteside önemli bir spor adamı.
Osman herkesle arkadaştır ama tek takılır her aleme gider yeraltı,yerüstü takılır,işte yıl 1978 ailesi OSMANA RENAULT-12 TS modeli araba hediye aldı koleji bitirdi diye,OSMAN mahcup oldu sigara işine girdi arabası ile parayı büyük buluyor hepimize bakıyor,RAMBO takılıyor AYI senin lakabı değiştirdim AĞA koydum diye.Öyle kalbide on numara temiz,bilekli,yürekli,kültürlü bir arkadaşımız ALLAH UZUN ÖMÜR versin görüşemiyoruz uzaklaştık çoluk çocuk oldu..!!
                        

Neyse o aralar kayıkhaneye ALPARSLAN diye bir ağbimiz güzel bir kotra alıp şamandraya bağladı birde BOKSÖR NEJAT ağbi diye ,bir rahmetli ağbimiz lüks kotra aldı  oda bağladı.
Bu iki ağbimiz gümrük muhafaza müdürlüğünde görevli o yıllarda ama ne hikmetse TEKNELERİ bir bakıyorsun sabah su üstünde yok batmış.
Çektiriyorlar bakım,masraf tamir fakat bir müddet sonra tekneler yine batıyor.

Yerimizin büyüğü RAHMİ ağbi ve GÜLDOĞAN ağbi onlarında tekneleri var korkmaya başladılar,bizim teknelerde batarmı.
İşte çare OSMAN dediler hem tekne hayatını sever hem yemeyi içmeyi sever,kayıkhanenin tüm sorumluluğunu OSMANA verdiler.
Osman kayıkhane sorumluluğunu alınca orda kendine bir ÇARDAK yaptı,mangal,buzdolabı vs gibi eşyalarla döşedi.
Osmanın en sevdiği şey şişe soğuk EFES BİRA ve yanına mangalda ne pişerse.

Tabi OSMAN bu işi HİLALİ AHMERE yapıyor,ama RAHMİ ağbi ve GÜLDOĞAN ağbi demişki büfeden ne isterse OSMANA verin bizim hesaba yazın.
Tabii OSMAN bu, misafiri çok geleni,gideni geç saatlere kadar soğuk biralar,mangallar,kapama tostlar.
Tabi AY sonunda hesaplar GÜLDOĞAN ağbiye yavaş yavaş gelmeye başladığında güldoğan ağbi miyop gözlüklerini çıkartıp bakınca şoklara giriyor,bir şeyde diyemiyorlar OSMAN görevde.
Arada bir GÜLDOĞAN ağbi böyle yapıyor,a….. böyle giderse yakında FABRİKAYI satıcaz heralde OSMANIN hesapları kapamak için…))
Bu arada tekneler batmamaya başladı RAMBO TURAN diyor OSMAN yoksa senmi batırtıyordun tekneleri..))
Osman bir RAMBOYU,bir beni birde neziko diye bir arkadaşımız var üçümüzü çok sever.

Bir gün OSMAN ünlü bir ET şarküterileri zinciri  olan arkadaşımız var, oda çok delikanlı bir kardeşimiz hızlı,süper bir teknesi var DAVUT isminde OSMAN takılıyor yav bir bize ET şöleni yaptırmadın ,DAVUT  arkadaşta telefon etmiş mağzaya bayağı yüklü miktarda et OSMAN*A getittirmiş.
Kardeşim OSMAN mangalı bir kurdurdu sevdiği kim varsa topluyor,biralar yine GÜLDOĞAN ağbiden o içerde oyun salonunda artık küfür ediyor,ama OSMANIN yüzüne ses yok..
Osmanın SLOGAN bu DÜNYADA ne bahtı kara insanız herkes EKMEK arası ET  yer biz ET arası EKMEK yiyoruz..))
Osman büyükçe bir ANTİRKORTUN içine EKMEK koymuş bir kolu DAVUTUN boyunda kardeşim benim diyor öbür taraftan ANTİRKOT içine EKMEĞİNİ ısırıyor bu anlattıklarımda inanın diyorum bir gram abartı yok hatta ayıp olmasın diye keserek anlatıyorum…))
                            


Osmana girmişken devam ediyorum bu hadiselerden beş yıl kadar sonra yıl 1984 o aralar OSMAN bir anda hepimizle arayı açtı içine kapandı tek takılıyor bizlere yaklaşmıyor.
Ben RAMBO TURAN ile  OSMAN daki gazı algılayabiliyoruz,osman hislidir anlatmaz ama gazı büyük..
Bir gece biz bir gurup  arkadaş ,semptin restorantındayız karşı tarafta tek başına OSMAN kendi masasında oturuyor…
Masada yine benden beş yaş büyük bir ağbim var lakabı ADIKAN elektirikler kesik tuvaletimiz geldi,tuvalete gittik ADIKAN biraz fırlamadır çokta iri yapılı sportmen yakışıklı pisuvarda şaka olsun diye enseme vuruyor,dedim yapma bir daha yaptı ben sinirliyimdir biraz nerde nasıl tepkide vericeğim belli olmazdı o zaman çok iyi kafa atardım ZIPLADIM bir KAFA ATTIM ADIKANI yere 2 metre 10 santim olarak yatırdım burun falan darma duman.

Bu tip durumda düşmanım olsa çıkar üstüne çalışırım yerde işini bitiririm,ama bu ağbimiz kardeşimiz olmaz hemen olay mahalinden kaçtım OSMANIN yanına oturdum.
Masada çocuklar bana bakıyor,bir şey var anladılar fırladılar tuvalete bir ses geliyor ben o ZEKİ nin….. diye OSMAN sordu bana ne oldu kızdırdı bende kafayı attım.))
Osman ayağa kalktı OSMANIN istediği bir göz ALLAH verdi iki göz…!!
O arada ADIKANI teskin etmeye çalışıyorlar bir yerdende tampon buz koymuşlar ADIKAN beni yakalarsa parçalar…
Osman yanlarına doğru gitmeye başladı bir baktım OSMAN iki kolunu açmış gel ADIKANIM kardeşim ne oldu ne yaptı bu yaramaz ZEKİ sana diye yolcu uçağının pisti görmesi gibi yaklaşmaya başladı garibim ADIKANDA ne bilsin OSMAN dile geldi teselli ediyor zannediyor,bir yakalayayım o ZEKİ yi derken OSMAN muhteşem kafasını ADIKANA atarak bir daha ADIKANI ağar nakavt etti.
                                  

Ortalık tekrar büyük karıştı ADIKANI zorla hemen götürdü arkadaşlarımız,ama bu mevzunun devamı iki yıl kadar sürdü..))
O gece OSMAN ben ve RAMBO TURAN tekrar OSMANIN masada buluşarak gelişebilecek önümüzdeki günlerin stratejik planlamasını yaptık.
Hatta bir gün OSMAN ile RAMBO TURAN dediki ZEKİ bak biz oraya gidemiyoruz sen şimdi kafan kıyak tekten gidersin,bunlar seni kıstırır SOPALARLAR söyliyeyim sakın gitme,tamam RAMBO dedim.
Ama malumu dinlemedim tekten gece gittik RAMBONUN dediği gibi  kalabalığın arasında sağlam sopayı yedik,göz mosmor her yerim haşat…
Ertesi günü OSMAN ile RAMBONUN yanına bir gittim,gülüyorlar RAMBO ben zaten böyle olucağını biliyordum,MALIMI tanımazmıyım OSMAN ağbisi..))


Bizim gençliğimizde ya döverdin,ya dayak yerdin delikanlılığın RACONUYDU sonra herkes barışır arkadaşlıklar devam ederdi.
Yok arabadan kaleş çıkartayım,kılıç,kalkan ekibi getireyim dur memleketten aşireti çağırayım DELİKANLILIK raconunda yoktu böyle işler..))

Son konumuz doğa ve balıkçılıktı onla ve bir rahmetli arkadaşımızla bitireyim 23 yaşında genç askerliğini yaparken kaybettik AYHAN  kardeşim,çok anımız var ilkini anlatıcam.
Bu yazımı yazarken maalesef şimdi haberi geldi yine çok yakın ağbimiz SANATÇI ASIM CAN GÜNDÜZ beyi marmariste kaybetmişiz,Allahtan rahmet diliyorum değerli ailesi ve kızkardeşlerine burdan başsağlığı diliyorum çok kibar,değerli,nazik insan gibi insandı..MEKANI CENNET OLSUN…

Yıl 1980 daha darbe olmamış nisan ayı gibi rahmetli AYHAN ile kotlarımız yıkanmış çekmişiz üstümüzde uzun kollu mavi gömleklerimiz akşam üstü sempte piyasa yapmaya çıkmışız çok güzel bir hava.
                               

Hava kararıyor yavaş yavaş durgun bir su çarşaf gibi, AYHAN denize bakıyor denizin ilersinde denizaltı gibi bir hareketlenme kıyıya doğru suyun üstünde bir çırpınma tam alacakaranlıkta bir gittikki istavritler binlerce kendini kıyıya vuruyor..
Ayhan bağırarak ZEKİ eve gidiyorum KOVA ile FENERİMİ alıcam.
Meğerse YUNUS balıkları açıktan istavrit sürülerini kovalıyor,onlarda kendilerini kıyıya vuruyorlarmış.
Ayhan kova ile geldi elinde beş renk kapasiteli feneri,başladık kıyıdan elimizle istavritleri canlı toplamaya..
                            

Koca kovayı doldurduk,yetmeyince kova ,yangın havuzundan kova aldık ona dolduruyoruz işte ne olduysa karanlıkta iskelede meğerse daha ara tahtaları takmamışlar boş ben onu farketmeyince elimde FENERLE suyun içine düştüm.

Ayhan bağarıyor  ZEKİ nerdesin sinirden a....diye bağarıyorum suyun içinde zatüre olucaz,seni göremiyorum ama feneri görüyorum diye sesleniyor merak etme dedim birkaç saniye sonra feneride göremiycen çünkü suyun içinde elimden düştü..))
                                       

Fener donanımlı o tarihlerin teknolojiside iyi bir fener bir müddet suyun içinde dayandı..

FENERİM gitti diyor AYHAN, ben zatüreden gidicem sen fenerdesin.
Neyse iki kova canlı istavriti aldık evin yolunu ıslak tuttuk fenere karşılık.KAR ANILARIMIZ!!!!

DR:)

HEPİNİZE İYİ PAZARLAR,
SAYGILARIMLA,
                            

ZEKİ ARSLAN..







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder