5 Ocak 2016 Salı

MİLLİYETÇİLERE KARŞI KONTRGERİLLA OPERASYONLARI

                                                      



3 Kasım 1996 tarihindeki SUSURLUK kazasından sonra kamuoyuna medya üzerinden ciddi bir dezenformasyon ve psikolojik harekat yapıldı. Bunun neticesinde suçlu, suçsuz karıştı ve belirli bir kesimce milliyetçiler hedef tahtasına sokuldu. Bu iş öyle bir noktaya vardı ki; muhafazakâr dindar kardeşlerimize 28 Şubat’la birlikte yapılan zulüm de aslında milliyetçi kadrolardan gelen ve devletin belirli kesimleri ile teması olan bu kişilere bile tasfiye operasyonuna girişildi.
Kamuoyunda hukukun karşısına çıkartılmadan merhum olan ve asla şüpheli bir kaza olmayan ve konunun teknik uzmanlarınca bilinen suikast operasyonu ile merhum olan ABDULLAH ÇATLI, aslında milliyetçi kadrolar içinde kendine göre oldukça önemli bir yeri ve gücü olan bir insandı. Kendisine suç işletilmiş işletilmemiş bu hukuku ilgilendiren bir konu. Biz sadece bu olay vesilesi ile belirli bir gücün nasıl tasfiye edildiğinin izahatını yaşadıklarımız dan hareketle anlatmış olacağız.
                                                
                              

Çatlı’nın hemen arkasından MHP genel başkanı ALPARSLAN TÜRKEŞ’in ani vefatı ve kendisinin ölümünden beş yıl evvel -partisi için değil- devletin yararı öngörülerek yaptığı çalışmalar ve merhumun ani kaybedilmesinden sonra, milliyetçi çevrelerde kamuoyunun tanımadığı fakat çok önemli bazı insanlar teker teker kaybedildi.
Bu kayıplar ise ülkemizin doğal savunma dokusuna zarar verdi ve belirli bir denge unsuru sağlayan bu geride kalan kadrolar da teker teker tasfiye oldu. Bunların toplu özelliğini ifade edecek olursak; bu kişi ve gruplar toplumu ayrıştırıcıdan ziyade birleştirici özelliği taşıyorlardı.
                                                         
Şimdi konunun uzaktan yakından içinde olmayanlar buradan hemen laf edebilirler ve; ‘merhum ABDULLAH ÇATLI’nın toplumda ne birleştiriciliği vardı?’ diyebilirler. Halbuki evet vardı; çünkü oda kendi camiası içinde büyük bir gurubu yönlendirip yönetebiliyor ve belirli bir çevrede denge faktörü oluyordu.
Şimdilerde kamuoyunda faili meçhullerden bahsedilirken devamlı Abdullah Çatlı gibi isimler hep zikredildi. Ben de buradan soruyorum, ileriki zamanda da bu soruların daha net cevapları ortaya çıkar; 3 Kasım 1996 sonra ülkemizde faili meçhul cinayetler bitti mi yoksa faili meçhul cinayetler yeni bir sisteme sokularak, yeni bir konsept geliştirilerek, failleri olan faili meçhul cinayet sistemine ve kontra bir şekilde kurulmuş olan hücrelere mi döndü?
                                    
Gelelim merhum MUHSİN YAZICIOĞLU’na… Özellikle 1990’lı yıllarda parlamentodaki akil millet için duruşu ile BBP gibi küçük bir partiye başkanlık yapmasına rağmen, Türkiye üstündeki dizayn edici güçleri o hep sıkıntıya soktu ve özellikle AK Partinin muhafazakar gücü ve yapısı ile kendisinin muhafazakar, milliyetçi ve dindar duruşu ile Türkiye’deki önemli bir kesimin yanında, büyük bir sinerji ve güç yarattığı için hudut ötesindeki güçlerin Türkiye içindeki taşoron güçleri tarafından merhum Muhsin başkan, dikkat çekmeyecek bir yöntemle yok edilmesinin planlarını yapmaya başladılar ve bunu da helikopter kazasının öncesinde bir kaç farklı yerde araçlı trafik kazası şeklinde gerçekleştirmek istediler.
Şunu açık ve seçik olarak söyleyebilirim ki; ülkemizde 1988 yılında bazı NATO çerçevesi içindeki ülkelerin İSTİHBARAT servisleri, bazı operasyonel kazalarla yapılabilecek suikastların kurslarını ilgililerine vermişlerdir.
Hatta bu suikastlere bizzat maruz kalmış ve hasbel kader ALLAHIN İNAYETİ ile kurtulmuş olan insanlar vardır ve bunlarından da neler yaşadıklarını ALLAHIN İZNİ ile ilerideki günlerde buradan aktarız.
                                                            
Biz yine gelelim merhum MUHSİN başkanın suikastı olayına… Nasıl olur da başkanın helikopteri kalktıktan sonra, hala tam radar kayıtlarında ve tam olarak helikopterin uçuş güzergahı üstünde TÜRK HAVA KUVVETLERİNE bağlı savaş uçaklarının hangi mesafe ve uzaklıkta uçtuğu tam olarak belli değildir denilmektedir. Bazı mesafeler ve saat dilimleri veriliyor olmasından hareketle, bunlara göre bir uzman olarak şöyle bir KONTRGERİLLA operasyonu taktik sistemini resmedebiliriz / çizebiliriz.
Muhsin Başkanın helikopteri kalktıktan sonra ÇAĞLAYANCERİTLE helikopterin düştüğü mesafede savaş uçaklarının mesafeleri 30-40 km mesafede gözüküyor. Radar kayıtlarının çoğu hala ortada yok olmasına rağmen, aldığımız bilgilerle, MALATYA ERHAÇ hava üstündeki keşif filosuna bağlı bir RF4 jetinin rotasından ayrılıp helikopterin üstüne gelmesinin dakikaları ile incirlikten kalkan bir F-16 savaş uçağının olayı gerçekleştirebilmesi neredeyse aynı zaman dilimine eşittir.
Helikopterin üstünden yapılacak ses duvarını aşıcı bir uçuşta, bir de pilotun SONİK patlama yaptırması ile uçaklar helikopteri düşürebilir ve düşen helikopterin pilot ve yolcularının da büyük bir karbon monoksit solumalarına neden olur. Bilindiği gibi jet SONİK bir patlama gerçekleştirildiğinde, bu korbonmonoksit yüksek seviyede jet savaş uçağının motorlarından dışarıya verilir.

Hele ki bu bir F4-FANTOM uçağı ise ve çift motorlu bir uçak olması, motorların eski ve güçlü motorlar olması ile doğru orantılı olarak bu duruma daha da fazla yol açar.
Helikopter düştükten sonra uydu verilerinden cep sinyalleri ile kestirme yapıp enkazı bulamamak bugünün şartlarında adeta imkânsız bir hadise. Enkazın dağda, yanlış yerde ve 2-3 gün kadar aranması ve sonradan da verilen ilk yanlış bilgilendirme haberler ve yaşadığına dair devletin resmi kaynaklarından ilan edilmesi ve  daha sonra da -üçüncü günde- yerel köylülerin ilk anda verdikleri ihbarlardaki bölgede yine yerel güçlerin ve halkın kaza yerini ve enkazını bulması bu durumun bize büyük bir kontrgerilla operasyonunu olduğunu adeta ispatlıyor.
                                                  
Daha sonra olay yerinde fotoğraflarda görülen kırıma uğramış bir askeri helikopterin olması, arkadan gelen olay yeri temizlik ekiplerinin bilerek bir kırım kazaya kendileri yol açarak bölgede dikkati dağıtacak unsurları çoğaltmaları ve hedef enkazda kalabilecek sabotaj bulgularının da yok edilmesi sanki söz konusu. Sonrasında da Türkiye’deki demokrasinin gelişmesine paralel olarak bazı görsel videoların CUMHURBAŞKANLIĞI devlet denetleme kurulunca ve duyarlı görevlilerin ihbarı ile bulunması söz konusu oldu.                                            
Kısadan hisse bu tip ASKERİ bir kontrgerilla operasyonunu sabotajla yüklü suikastı en tepe mevkilerden emir almadan yapamazsın. O zaman bu konunun ciddi anlamda incelenmesi de şart oluyor.
Kaybettiğimiz tüm vatansever insanlarımıza ALLAHTAN RAHMET diler mekanları cennet olsun der, suçluların da bir an önce bulunması ve olayların aydınlatmasını arzularız. Unutmayalım ki bugün aydınlatılmayan her fail-i meçhul bir suikast, yarın kendi başımıza gelecek olan benzer bir suikastın kurucu unsuru olur. Olur çünkü bunların emredicisi hala DIŞARDA ve özgürce hareket ederek yeni yeni benzer eylemlere imza atmakta…
SAYGILARIMLA,
ZEKİ ARSLAN.
NOT:BU YAZIM 02.10.2013 TARİHİNDE DÜŞÜNCE ATÖLYESİ İNTERNET SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR,YOĞUN İSTEK ÜSTÜNE TEKRAR YAYINA KOYUYORUM.
      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder